Bir de şey hikayesi var hani İran şahı mı Hint imparatoru mu ne işte, Asya'da bir yerlerde biri sadrazamına demiş ki, "Bana kederli olduğumda sevineceğim, sevinçli olduğumda kederleneceğim bir cümle yaz." Sadrazam da şey yazmış işte: "Bu vakit geçip gidecek."
Bu kıssayı ne zaman hatırlasam gerçekliği karşısında dehşete kapılıyorum. Bu vakit geçip gidecek, biliyorum, artık bunu bilmekten de nefret ediyorum Osman.
"İnsanlar! .." dedi, yirmi iki yıldır çalışıp didinerek Allah'ın kendisine verdiği görevi tamamlamanın sevinci ve insanlığı özüne döndürmenin hazzıyla "İnsanlar! . ." Bu hitap insanlara değil insanlığaydı. İnsanlar öz kimliklerinden uzaktaydı çünkü, Allah' a kulluktan uzaktaydı. İnsan olmak, insaniyedi olmak yeterince itibar, yeterince iltifat idi. "İnsanlar!.." ifadesi bütün insanlığa seslenişti; bu yüzden başka bir sıfata gerek duymadı, yalnızca "İnsanlar!.." diyerek başladı sözlerine. Değerli, kıymetli, sayın, muhterem, aziz gibi iltifat sıfatlarının hiçbirine gerek duymadan "İnsanlar!.." dedi. Gerçek insan olmak, bütün bu sıfatların da sahibi olmak; insanlığın hakikatine ermek demekti çünkü. Yüzyıllardır yaratılan insanlar içinden seçilmesi de, hak ve hakikat adına süren mücadelesi de bunun içindi. Allah'ın, yaratılmışların en şereflisi olarak muhatap aldığı insanı özüne döndürdükten sonra onlara yalnızca "İnsanlar! .. " demesi yeterdi. Çünkü bu, savrulan insanlığı merkezde birleştirmek ve onlara yeniden
insan olduklarını hatırlatmak demekti. Kendisini dinleyenler kaç yüz yıldır insanlıktan çok uzak yaşamış zavallıların çocuklarıydı ve şimdi kendilerine dönüyorlardı.
"Eğer sen peygamber isen gökteki ayı, bir yarısı Ebu Ku-beys Dağı, diğer yarısı Kuaykıan Dağı üzerinde olmak üzere ikiye yar da görelim!"
Kısır aklın acizliği ve çaresizliğiydi bu. İmanı akılla tartmaya çalışıyordu çünkü. Kalbin, gözün, kulağın, parmağın yahut ruhun, mekanın, zamanın, rengin, şeklin birer mucize
olduğunu düşünmüyor da gülümden mucize istiyor, şüphelerine ispat arıyordu. Her zerresinde hayran olunacak şu alemin karşılıksız sunduğu mucizeleri içinde nefes alıp verenler, olurlara bakınayıp olmazı istiyorlardı. Olup bitmişlerin
olmazlık ihtimalini akıl etseler mucizeyi anlayabileceklerdi
ama küfrün azgın akılları hep imkansızın taliplisi kesildiler.
Sanki mucizeler bir oyuncak, bir eğlence, bir şenlik ...
İç içe geçen yaşamlar vardır.
El örgüleri gibi.
Bu örülen giysi sizin sırtınızda da olabilir, karşınızdaki bir insanın sırtında da.
Renk renk motifler. Ya da düz
Hangi motif nerde başlıyor nerde bitiyor çıkaramadığınız.
Ama bir yerinden çekip koparmaya bakın.
Örgü sökülür, eğer sararsanız adına ÇİLE denilen bir yumağı oluşturur.