“İnsanlardaki ortak, daha çok ya da daha az gelişmiş zihin yeteneğinden , duygulu olma halinden ve sanat duygusundan ayrı olarak, toplumun farklı gruplarında , özellikle de ailelerde, benim ‘kavrayış’ diye adlandırdığım özel,daha çok ya da daha az gelişmiş bir yetenek vardır. Bu yeteneğin özünü , koşullanmış bir ölçü duygusu ve yine belli koşullar içinde olaylara tek yanlı bir bakış oluşturur. Bir gruptan veya bir aileden bu yeteneğe sahip iki insan , bir duyguyu her zaman bir ve aynı noktada ifade ederler ve bu noktanın ötesini artık ikisi de boş laf olarak görürler; övgü nerede bitiyor, alay nerede başlıyor, ilgi nerede bitiyor, yalan nerede başlıyor ikisi de aynı anda görürler, farklı kavrayışa sahip insanlar içinse bunlar bambaşka görünebilir. Her konu, aynı kavrayışa sahip iki insanın gözüne daha çok aynı gülünç ya da güzel, ya da çirkin, pis yönüyle çarpar. Bu ortak kavrayışı kolaylaştırmak için bir gruptan veya aileden insanların arasında kendine özgü bir dil, kendine özgü deyimler, hatta başkaları için var olmayan kavrayış farklılıklarını tanımlayan sözcükler oluşur.”