“Bin Muhteşem Güneş”, Kabil’de yaşayan kadınları temsil eder. Her biri görünmeyen ama ışık saçan, acı çeken ama dimdik duran kadınlar... Meryem ve Leyla da işte bu bin güneşten ikisi.
Bin Muhteşem Güneş” ismi, hem şiirsel hem de sembolik derinliği olan bir ifadedir. Kitabın başlığı, aslında bir Farsça şiire gönderme yapar. Kaynağı Saib-i Tebrizi'nin Şiiridir.
Khaled Hosseini, kitabın başlığını, 17. yüzyılda yaşamış İranlı şair Saib-i Tebrizi’nin Kâbil şehri için yazdığı bir şiirden alır. O şiirde geçen dize şöyledir:
"Kabil’in tozlu sokaklarında bin muhteşem güneş saklıdır.
Onun çatılarında parıldayan ayları sayamazsın,
Duvarlarının ardında saklanan bin muhteşem güneşi de."
Şiir aynı zamanda Kabil’in hem görkemini hem kaybolmuş ihtişamını anlatır.
“Bin güneş” bir yandan geçmişin güzel anılarına, diğer yandan savaşın gölgelediği hayatlara işaret eder. Güneş: umut, ışık, yaşam demektir. Meryem’in sessiz fedakârlığı ve Leyla’nın yeniden inşa ettiği hayat, bu ışığın sembolleridir.
Bence Meryem şöyle derdi;
“Ben de o güneşlerden biriyim. Görülmedim belki, bilinmedim.
Ama ışığım birilerinin yolunu aydınlattı. Ve bu, bana yeter.”
Ah Meryem ah.. . Bir kadını, sadece konuşmadığı için sessiz sanmak, en büyük hatadır. Khaled Hosseini öyle bir karakter yarattı ki, Meryem ne bir kahraman ne bir kurban; o, kendi sessizliği içinde bir devrim.