"Bana âşık mı oldun yoksa?"
"Son yıllarımın tamamını sana bağlanarak geçirdim ben, sahip olduğum tek şey sendin. Seni sevdim, senden nefret ettim, seninle mutlu oldum, sana sinirlendim, sana bağlandım. O kahrolası aynanın içinde hapsolarak geçirdiğim her günüm, senden ve senin hayatından ibaretti."
"Bunu yaşadığın için üzgünüm."
"Hapsolduğum zaman karanlıktaydım. ĶDerin, sonsuz ve boğucu bir karanlık... yıllar boyu o karanlığın içinde debelenip durdum. Bir ışık aradım, yolumu bulmak ve kurtulmak istedim, hiçliğin kollarında çaresizliğin ne demek olduğunu her gün daha çok öğrenerek geçirdiğim onca yıl... savaşmaktan hiç vazgeçmedim. Sonra sana çekildim. Işığım oldun, ölüm gibi üstüme çöken karanlığım seninle dağılmasaydı ne yapardım, bilmiyorum. Kadayı yememek için çırpınırken seni bulduğumda korkularımı dizginledim, duruldum he bir umut kırıntısına tutundum."
Tanımadığım bir ailenin ortasında soldum, ışığım söndü. Hissettiğim neşe krıntısı, kırsal kesimde yeni bir hayatın umut dolu bir vaadi bile kararıyor gibiydi.
“O benim arkadaşım, kız arkadaşım, gelecekteki umudum, sesin kaybolduğumda pusulam, karanlık zamanlarda parlayan ışığım. O benim her şeyim, benim de, umarım, onun her şeyi olduğum gibi.”