Kendi kendime düşünüyordum. Dünyada başka mesut milletler de vardı. Onların bizim yaşımızdaki gençleri, hiç de bizim bu anda olduğumuz gibi bir “ olmak veya olmamak” meselesiyle meşgul değildiler. Onlar aşkı, sporu düşünüyorlar, kurulmuş bir hayatın imkanlarından istifade ederek çalışıyorlardı. Biz ise el parçası kadar bırakılmış, çok harap bir vatanda yaşamak imkanlarını düşünüyorduk.
Niçin kadere bu kadar bağlı olan insanlar, bir türlü ona razı olmaz? Ertesi sabah bunu Sabiha’ya sorduğum zaman bana:
-Hiçbiri kendi hayatını yaşamıyor da onun için, cevabını verdi.