Günden güne kötüye gitmeyen, hiçbir şeyle engellenmeyen bir şey aramalıyız. Nedir bu? Dürüst, iyi, büyük bir ruh! Buna, insan bedeninde oturan bir Tanrı'dan başka ne denebilir? Bu ruh, bir Roma atlısının bedenine inebildiği gibi, bir azatlının, bir kölenin bedenine de düşebilir. Bir Romalı atlı ya da bir azatlı veya köle nedir? İnsan gururunun ya da haksızlığın yarattığı adlar! Küçücük bir evden göğe uçabilir insan, yeter ki ayağa kalk,
"ve kendini de eş yarat Tanrı'ya."
Ölmeyi öğrenen kişi, kölelik nedir bilmez. Her türlü zorbalığın üstündedir, dışında kalmıştır kesinlikle. Onun gözünde hapishanenin, bekçilerin, kilitlerin ne önemi var? Onun hep açık olan bir kapısı vardır. Bizi sımsıkı bağlayan tek zincir, yaşam sevgisidir; bu sevgiyi toptan söküp atmamalı içimizden. Ama öylesine azaltmalı ki, durum gerektirdiği zaman bizi hiçbir şey tutmasın, günün birinde yapmamız gereken şeyi yapmamıza engel olmasın.
Fakirlik, yalnız gerçek ve belli dostları senin çevrende tutacaktır çünkü. Senin değil, senden başka herşeyin peşinde olan kişi, çekip gidecektir yanından. Yalnız bu neden için bile, yani kimlerin bizi sevdiğini gösterdiği için bile fakirliği sevmemiz gerekmez mi?
Epikuros'un şu mektubunda söylediği gibi, "Hastayken başucunda beklesin, zincirlere vurulduğu, fakir düştüğü zaman dostu yardımına koşsun diye değil; kendisi, hasta dostunun başucunda beklesin, düşman gözetimi altındaki dostunu kurtarsın diye" dost edinir. Kendini düşünerek, yalnız bu nedenle dostluğa yanaşan kimse, yanlış düşünmektedir.