Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.
Kaderin gözettiği her şey meyve verir, tat verir bize; yeter ki bunlara sahip olan, kendine de sahip olsun, kendi malının boyunduruğu altına girmesin! Çünkü Lucilius, iyi'nin ya da kötü'nün bize kaderden geldiğini düşünenler aldanıyorlar. Kader bize iyi ve kötü için malzeme sağlar; iyiye, kötüye dönüşecek olan şeylerin ilkel maddesini verir bize.
Bir insanın mutluluğu dıştan gelen mutluluğa bağlıdır diye düşünme sakın! Dıştan gelenden memnun olan insan, dayanıksız nedenlere sığınıyor demektir. İnsanın içine dışarıdan gelen her sevinç, çıkar gider de. Ama kendi içinden doğup gelen sevinç güvenli, kesin ve sağlamdır; gelişir, sürer gider. Halkın ayılıp bayıldığı şeyler, bir günlük iyi'lerdir: "Peki, bunlar da faydalı, zevkli olmaz mı?" Kim inkar eder? Olurlar olmasına ama bizim onlara bağlı olmamız değil, onların bize bağlı olmaları halinde faydalı, zevkli olurlar.
Bir şeylerin gelişmesi zaman alırken, yok olması çok kısa sürüyor. Özel olsun kamusal olsun, hiçbir şey kalıcı değildir. İnsanlar da kentler de kaderin kıskacına yakalanmıştır. Çok sakin olayların içinde bir dehşet saklıdır. Kabaran, fokurdayan nedenlerden dışarı hiçbir şey sızmadığı bir sırada, felaket hiç beklenmedik bir yerden patlak verebilir. İç savaşlara, dış savaşlara katlanabilen krallıklar, hiçbir nedene gerek duymadan birdenbire çöküverirler. Kaç devlet mutluluğa, refaha dayanabilir ki! O halde her şeyi göz önüne alıp düşünmeliyiz, ruhumuzu gelebilecek her felakete karşı güçlendirmeliyiz.
İnsanın bedenine tanrısal tohumlar serpilmiştir, bunlar iyi bir ekiciye düşerse, geldikleri kökene benzer, çıktıkları yere eşit sürgünler boy verir. Kötü bir ekiciye düşerse de tıpkı çorak, bataklık topraklar gibi öldürür tohumu, ürün yerine yoz otlar biter.