"Melanie Klein, Melanie Klein!" derken, şimdi de bu kitap üstüne tüy dikti gerçekten. Bu ay okuduğum kitaplar beni epey melankoliye sürükledi. Ayrıca kitabın sonunda yer alan Cem Tunçer'in sonsözü de oldukça etkileyiciydi.
Kısa bir kahve molasında bitirebileceğiniz kadar ince bir kitap ama bıraktığı hüzün zihninizde uzun süre kalıyor.
Sayfalar boyunca; ilgisizlik, çevresel etkiler ve takıntılarla şekillenen bir çocukluğun izlerini takip ediyorsunuz. Bir noktada şu soruyu sormaya başlıyorsunuz: Kötülük gerçekten saf hâliyle mi vardır, yoksa biraz da yaşadığımız travmaların bir sonucu mudur?
Travmaları yüceltmiyorum elbette. Ancak karakterin zor geçen çocukluğunun onu nasıl şekillendirdiğini görüyorsunuz. Yaşlı dostlar edinen, ölülerden korkmayan, hamburgerlere takıntılı ve avlanmayı seven bir çocuk... Sonuçta o hâlâ bir çocuk. Sayfalar ilerledikçe onu anlamaya çalışıyor, üzülüyor, kıyamıyor; bazen de “Neden?” diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.
Kitap, yazarın yaşam öyküsüyle de paralellikler taşıyor. İntihar ettiğini ve hayat hikâyesini öğrendiğinizde, özellikle Cem Tunçer'in sonsözünü okuduktan sonra, insanda ayrı bir hüzün bırakıyor.
Kısa ama etkisi uzun süren, insanı düşündüren ve buruk bir tat bırakan bir kitaptı. Sevdim.