Kusurum bu yüzdendir övgünü unuttumsa;
Sen de görebilirsin sapasağlam yaşarken:
Şu yeni tüy kalemler nasıl kalıyor kısa
Erdemi, hele senin erdemini yazarken.
Bir âb kenârında idim yâr ile tenhâ,
Meh-tâb görünmekte, şafak olmada peydâ;
Karşımda idi sevdiğimin ol gece gûyâ
Hem kendisi, hem sûreti, hem fikr ü hayâli.
İçimdeki dertler ile yaş dolu gözlerim senin için ağlasa
Gözyaşlarıma galip gelir, aşikâr olurdu sırlarım sana
Sen güzellik tahtında bense senin uğrunda ayaklar altında
Karınca halini nasıl arz ede, Süleyman’ım sana
Muma bak ki senin meclisinde ağlayıp baştan çıkar
Ne hoş yanar yıkılır, ey şe'mi şebistânım sana
Aşkının yolunda sabah kadar sadık olduğum
Gün gibi aşikârdır, ey ay gibi parlayanım sana
Dün rakibi meneyledin eziyet etmekten
Galiba ah ve feryatlarım tesir etti sana
Ayrılık yarasını şerh etmek mümkün değil dostum
Bari açık duran yakam, göğsümdeki yarıkları haber versin sana
Eziyetinle Avnî’nin gözünü gönlünü harap etme
Zira gözüm gönlüm mücevherler sunar sana
-Fatih Sultan Mehmet
Bir güneş yüzlü melek gördüm ki cihan onun aynıdır
O kara sümbülleri aşıklarının ahıdır
O nazlı servi parlayan bir ay gibi karalar giyinmiş
Sanki güzellikte Frenk ülkesinin padişahıdır
Zünnarın düğümüne gönül bağlamayan kimse iman ehli olamaz
O aşıkların yoldan çıkmışıdır
Gamzesinin öldürdüğüne dudakları canlar verir
Galiba o can bahşedicinin yolu İsa’nın dinidir
Ey Avnî! Sevgilinin sana ram olacağını sanma
Sen İstanbul padişahısın o Galata’nın şahıdır
-Fatih Sultan Mehmet