İbn Teymiyye, Hâşimîler ve Ehl-i Beyt’ten “cahililer” diye söz ediyor hâşâ! O zaman Resûlullah (s.a.a.) “Allah, Benî Hâşim’i seçmiştir.” dediğinde, (Allah’a sığınırım) cahiliye düşüncesi ile mi konuşuyor! Çünkü “Allah, Benî Hâşim’i seçti.” hadisi sahihtir. İşin ilginç yanı, İbn Teymiyye’nin bile bu hadisin uydurma olduğunu ispat edememesidir. “Allah, Benî Hâşim’i seçti, beni de Benî Hâşim’den seçti.”
Resûlullah (s.a.a.) ümmete her namazda “Allahümme salli alâ Muhammed ve Âl-i Muhammed ” demeyi emretti. Bu salâvatı cahillere mi yolluyoruz hâşâ? Ehl-i Beyt’i cahillerden saymak, cahillerin düşüncesi olabilir ancak! Bu iş, kasıtlı bir görmezden gelme ve sahtekârlıktır
Resûlullah (s.a.a.) onun için şu hadisleri zikretti:
“Ali, Kur’an ile beraberdir. Kur’an da Ali iledir.”
“Size Allah’ın Kitabı’nı ve Ehl-i Beyt ’imi bıraktım.”
Resûlullah (s.a.a.) Selefî anlayışa göre de üzerinde fikir birliği sağlanmış sahih hadisinde şöyle buyurdular:
“Ehl-i Beyt ’im ümmetimin ihtilaf etmemesi için emandır.”
On İki İmam hadisinde de Resûlullah (s.a.a.) şöyle buyurdu:
“On iki halife size hükmettikçe din her zaman aziz ve
ayakta kalacaktır.”
Neden? Çünkü ümmet arasında ihtilaf başarısızlığa sebebiyet verir, dinin farklı ve birbirine zıt şekilde anlaşılmasına, ümmet arasında ayrılığa yol açar, ümmet bölünür. Resûlullah (s.a.a.)’ten sonra birbirlerini ateşe atanlar, ümmetin sert bir şekilde düşmesine sebep oldular. Çünkü onlar, nebevî kadroya bağlı kalmadılar. Nebî (s.a.a.) on iki kişiyi belirleyerek dinin “On İki İmam ” ile korunacağını söyledi. Resûlullah (s.a.a.) bundan dolayı “Ehl-i Beyt ’im ümmetimin ihtilaf etmemesi için emandır.” buyurmuştur. On İki İmam hadisi de bunu açıklıyor. Bu hadis sahihtir, bizimle aynı şekilde diğer Sünnî hadis imamları da bu rivayeti doğrular.
Ömer b. Hattab, konu hakkında Ebu Bekir'e ''Halid, Malik b. Nüveyra'nın eşiyle zina etmiştir.'' dedi. Yani sahabeyi öldürdüğü gün karısıyla birlikte olmuş. Bu kadın o zaman daha hâlâ evli sayılıyordu; çünkü iddet süresi geçmemişti ve kocası öldürülmeden önce boşanmamıştı. Ömer b. Hattab buna dayanarak '' Bu zinadır, onlar recmedilmelidir.'' dedi. Ebu Bekir de ona ''tevil'' edildi, diye cevap verdi.
Burada yeni ictihadproblemi başlıyor. İctihad konusunda âyet ile çelişen yeni bakış açısı, onlara güya sevap
kazandırıyor. Ve bu tevile göre Halid b. Velido kadınla
zinaettiğinde sevap kazandı. Allah’ın “Kim bir mümini
kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.” âyetine karşın katil olan Halid, onlara göre sevap kazanıyor. Sanki bu âyet değil de sadece bir şiirmiş gibi, adam öldüren ve zina işleyen bir
katil sevap kazanıyor! Sanki bu ayet yokmuş gibi muamele ediliyor, ayet bir kenara itiliyor! Çünkü tevilkapısı
ve yeni ictihad anlayışı her şeye açıktır.
Fahreddin er-Razi diyor ki: “ Resulullah (s.a)’ın miras hükmü ile ilgili olan bu konuyu, mirasçısı olmayan birine haber vermedi makul müdür? Müslüman alimlerin icmasınca Ebu Bekir, Resululllah’ın mirasçısı değil, arkadaşıdır. Yani Resulullah kendi mirası hakkındaki hükmü arkadaşına açıklıyor öyle mi? Peki bu mantıklı mı? Resulullah doğrudan kendi varislerini ilgilendiren bu meseleyi, niçin evlatlarına değil de arkadaşına açıklasın?
Resulullah kendi kızı için “ Dünya kadınlarının efendisi.” derken, onu doğrudan ilgilendiren bir mesele hakkında niçin başkasına açıklama yapsın? Ya da “Cennet gençlerinin efendileri” olarak tanımlanan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin dururken niçin verasete hakkında başkasına bilgilendirme yapsın? Yahut Resulullah, “Müminden başkası seni sevmez, münafıktan başkası da sana düşmanlık yapmaz.” dediği damadı ve amcasının oğlu Hz. Ali dururken, mirası ile ilgili hükmü arkadaşına anlatmadı mümkün mü? Bu gerçekten tuhaf durumdur.