Ünal

Ünal
@unalarik
Front-End Developer
Kütahya
28 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Yaşamın içinde değilim de bir fotoğrafa hapsedilmişim sanki...
Sayfa 12 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Soru : Bir tavuk yolun karşısına neden geçer? Süleyman Demirel : Tavuk geçmişse geçmiş, geçmemişse geçmemiştir. Tansu Çiller : Bu memleket uğrunda karşıdan karşıya geçen tavuk da bizimdir, tavuğun üstünden geçen traktör de bizimdir. Bülent Arınç : Tavuğun karşıdan karşıya geçmesi çok manidardır. Recep Tayyip Erdoğan : Eyy tavuk! Karşıdan karşıya geçmesini senden öğrenecek değiliz. Ahmet Davutoğlu : Karşıdan karşıya geçen bu tavuğu şiddetle kınıyorum. Kimse asfaltımızın gücünü test etmeye kalkmasın! Abdullah Gül : Bana böyle bir bilgi verilmedi ama karşıdan karşıya geçtiyse hükümet gereğini yapar. Sırrı Süreyya Önder : Bırakın geçsin, geç hele geç geç. Kemal Kılıçdaroğlu : Bu tavuğun böyle rahat davranmasına izin verenler bunun hesabını verecek. Bu işin peşini bırakmayacağız. Gerekirse Anayasa mahkemesine gideriz. Hodri meydan! Devlet Bahçeli : 40 yapar ! Selahattin Demirtaş : Seni karşıya geçirtmeyeceğiz. İ. Melih Gökçek : Biz yol yapmasaydık, tavuk karşıya geçemezdi. Cübbeli Ahmet Hoca : Bırak şimdi tavuğu yahu! Sen sırattan karşıya geçebilecek misin onu düşün! Nihat Hatipoğlu : Arabalar tüm hızıyla geliyordu. Tavuk karşıya geçmeye çalışıyordu. Kornalar susmak bilmiyordu. Tavuk karşıya geçmek için her hamle yaptığında arabalardan ürküp geri kaçıyordu. Yeter diyordu tavuk, yeter…
Siyaset
1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim. Güzel bir kızdım. Dünür gelmeye başladılar. Biri avukatmış, gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim. Nişanlandık. Nişanlımı seviyordum. Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum. Ama çok geçmedi ki, mahallede bir dedikodu yayıldı. (Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş..) dediler. Alt üst oldum. Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…Yıkıldım. Nişanı atıp, ayrıldık. Aradan 5 yıl geçti. Evlenmiştim, Bir de çocuğum olmuştu. 1924 yılıydı. Artık ülkemiz özgürdü. Bir gün Beyoğlu’nda rastladım O’na. Oğlum yanımdaydı. Beni görünce titredi, çeketini düğmeledi. Saygı göstererek durdu önümde. – Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi. – Olur, dedim. Bir büroya girdik. Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu. İçeride yardımcıları çalışıyordu. – Siz gerçekten avukat mısınız? dedim. – Evet, dedi. – Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz? diye sordum. Durdu, başı öne eğildi. – Beni affedin , dedi. İstanbul işgal altındaydı, Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu. Her şeyi didik didik arıyorlardı. Biz de Anadolu’ya, Milli kuvvetlere ancak, cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk. Bu ülke için yaşamsal bir işti. Bunu size bile söyleyemezdim!… BU VATANI, CANLARINI ve AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ.
Ben mi alemim dünya mi bilemedim.
Elektrikler kesilsin, sözlü ve bedenli şiir geri gelsin. (: