Feodal sistemde toprak sahibi ne kadar para teklif edilirse edilsin kalesini satmayı düşünmezdi. Bunun ahlak dışı ve utanç verici olduğunu düşünürdü. Eğer ihtiyaç yüzünden böyle bir şeye zorlandıysa, kendisini küçük düşmüş ve değersiz görürdü. Günümüzde doğru fiyata satılmayacak kale, tablo ya da yat zor bulunur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Maaşlı işçiler istediklerini yapma özgürlüğüne sahip olsalar dahi artık piyasaların insafındalardı; emeklerine talip bir işveren ya da yünlerine alıcı buldukları sürece özgürdüler. Toprağa bağlı olmaksızın istedikleri yere gitmekte serbesttiler, ancak yoksulluk ve evsizlik riskiyle de karşı karşıyaydılar.
Bunun bir kısır döngü olduğunu görmek gayet basit; birikmiş ihtiyaç fazlasına erişimi olanlar ekonomik, siyasi ve hatta kültürel güçle ödüllendirilir, bu güçleriniyse daha da büyük ihtiyaç fazlası elde etmek için kullanırlar. Ticaret tecrübesine sahip herhangi birine sorarsan sana elinde birkaç milyon varsa bir milyon daha kazanmanın çok daha kolay olduğunu söyleyecektir. Diğer taraftan, hiçbir şeyin yoksa bin lira bile ulaşılmaz bir hayal olarak görülebilir.
Zihinlerimiz otomatik olarak "X'e sahibim" kavramını, "X'i hak ediyorum" ile eşitler. En temel ihtiyaçlardan yoksun olanlara gözümüz iliştiğinde hemen empati duyarız ve yeteri kadarına sahip olmadıkları için kızgınlık ifade ederiz ancak onların yoksulluğunun pekala bizim zenginliğimize yol açan sürecin ürünü olabileceğini bir an bile düşünmeyiz. Varlık ve güç sahiplerini, ki genelde aynı kişilerdir, diğerleri çok daha azına sahipken kendilerinde fazlasının olmasının haklı, meşru ve gerekli olduğuna ikna eden işte bu psikolojik mekanizmadır.