...herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir insanın kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar: İşte aptal adam, kendi zavallı bireyselliğinin sırtından atamayacağı yükü altında inim inim inliyor; öte yandan yüksek yetenekli kişi, en ıssız ortamı bile kendi düşünceleriyle şenliklendiriyor ve canlandırıyor.
Gene de, insanlar kibirli ve şanslarına güveniyor olmasalardı dünya sıkıcı bir yer olurdu. Keynes de bunu kabul etmek zorundaydı: "İnsanın doğasında şansını denemek yolunda bir dürtü olmasaydı... sadece soğukkanlı hesaplamalarla bu kadar çok yatırım yapılamazdı." Hiç kimse başarısız olacağı beklentisiyle riski üstlenmez. Sovyetler, hükümet kararları ve planlama aracılığıyla belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışmıştı, ama bununla sosyal ve ekonomik ilerlemeye engel oldular.
It is as if there were two planets: the one in which we actually live and the one, considerably more deterministic, on which people are convinced we live. It is as simple as that: Past events will always look less random than they were (it is called the hindsight bias).
"Dünya değişti haberin yok. Bu düşüncelerle çocuklar beslenmez. Her gün üç dolarını al, çocuklarına bak. Başkalarının çocuklarından sana ne, sen kendi çocuklarına bak. Böyle sözler söylersen, mimlenirsin, sonra günde üç dolarını da alamazsın. Her gün alacağın üç dolardan başka bir şeyle ilgilenirsen büyükler sana günde üç dolar da vermez."