Önümde dallanıp budaklanan bir incir ağacı gibi hayatımı görüyordum... Her bir incir, muazzam bir geleceği temsil ediyordu. Bir incir bir eş, bir ev ve çocuklardı; diğeri bir şair, bir diğeri bir profesör... Ben ise o ağacın çatalında öylece oturmuş, hangi inciri seçeceğime karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Çünkü birini seçmek, diğerlerini sonsuza dek kaybetmek demekti.