"İnsanlar ölüyorlar ve mutlu değiller. Bu dünya, olduğu haliyle katlanılır gibi değil. Bu yüzden ay’a ihtiyacım var, ya da mutluluğa, ya da ölümsüzlüğe; saçma bile olsa bu dünyaya ait olmayan bir şeye ihtiyacım var. Her şey ne kadar da boş! Bak, etrafına bak Cherea; her şey yalan! Bütün bu düzen, bu ahlak, bu saygı... Hepsi bir hiçliğin üzerine kurulu. Ben sadece imkansızı istiyorum çünkü mümkün olan her şeyi denedim ve hiçbir şey değişmedi. Eğer dünya anlamsızsa, ben de en az onun kadar acımasız ve anlamsız olacağım!"
Önümde dallanıp budaklanan bir incir ağacı gibi hayatımı görüyordum... Her bir incir, muazzam bir geleceği temsil ediyordu. Bir incir bir eş, bir ev ve çocuklardı; diğeri bir şair, bir diğeri bir profesör... Ben ise o ağacın çatalında öylece oturmuş, hangi inciri seçeceğime karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Çünkü birini seçmek, diğerlerini sonsuza dek kaybetmek demekti.
Eğer testiden zehir dökülmeye başladıysa ve sen hala "içinde şerbet var" diye diretiyorsan, bu gaflettir.
Ama "içinde zehir var biliyorum ama belki temizlenir diye testiyi atmıyorum" diyorsan, bu merhamettir.