Eray Erdoğan, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Dünyanın gelmiş geçmiş bütün filozoflarına, bütün şairlerine, bütün yalvaçlarına, bütün ermişlerine kızıyorum, onca kitap niye yazıldı diye düşünüyorum, ne gereği vardı, o kitaplıklar, o konferanslar, o toplantılar; o kendini matah bir şey zanneden politikacılar, benim gibi gazeteciler, dünyayı kurtaracakmış gibi ciddi yüz ifadeleriyle ekrana çıkan çokbilmişler, üniversiteler, ben var ya ben diyenler, hepimizi toplasalar bir incir çekirdeğini doldurmayız diye düşünüyorum. Hele o zenginler, hele o paraya, kata, yata tapanlar, hele o gösteriş düşkünleri. Hepsini o süslü saatleriyle, pırlanta yüzükleriyle, limuzinleriyle birlikte gömmeli diye düşünüyorum, aman ayrılmasınlar onlardan. Sokaktan geçerken, telkâri ustasından duyduğum o türkü takılıyor dilime: Bü dünya bir penceredir / Her gelen baktı geçti, diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözümona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi? Ya o din âlimi geçinenler? Din alanlar, din satanlar, laf kalabalığından başka ne söylüyorlar? Onların bütün laflarını da bir Karadeniz türküsünün iki dizesi açıklıyor. Bu dünya yalan dünya / Öteki de şüpheli."

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 109 - Doğan Kitap)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 109 - Doğan Kitap)

Hemen bırakıyorum okulu falan
HAYRET! EN BAŞARILI YILAN BALIĞI(eğitim sistemimiz)

Bir gün ormanlar kralı aslana orman konseyi toplanıp der ki,

-“Bu insanlar çok oldular. Artık bu insanlardan kaçacak bir eğitim mutlaka yurttaşlarımıza vermeliyiz. Yoksa bu gidişle yok olacağız.”

Ve daha birçok şeyi söyleyerek bir eğitim programı gerekli olduğuna kralı ikna ettiler. Bunun üzerine ormanlar kralı emirler yağdırdı ve ferman yayınladı.

-“Derhal ormanın en bilginlerinden oluşan bir grup, insanlardan kaçmayı bütün orman sakinlerine öğreteler.”

Hemen bilginler toplandı. İçlerinden tavşanların en bilgesi, sincapların en bilgesi, köstebeklerin en bilgesi seçildi. Çünkü her biri insanlardan kaçmada kendi alanlarında bir uzmandı. Bir de aklıyla çok meşhur ve dünyada çok dolaşmasıyla ünlü bir somon balığı yine aynı gurup tarafından seçildi. Çünkü dediler ki: “Çok gezen çok bilir.” Şimdi sırada görülmesi gereken zorunlu müfredatı yani dersleri konularıyla seçmek ve ders kitaplarını hazırlamak gerekti. İlk sözü büyük bir saygıyla en yaşlı bilinen tavşan aldı.

- “Değerli arkadaşlar, insanlardan kurtulmanın en önemli yolu çok hızlı koşmak ve gözden kaybolmaktır. Derslerimizin ve müfredatımızın içinde koşma derslerinin konulmasını öneriyorum. Konularını ise öğretmen olarak bir yardımcımla ben hazırlayacağım.”

Öneri büyük alkışla kabul edilir ve hemen sözü bilge sincap alır.

- “Çok saygıdeğer ve kendini ilme vermiş arkadaşlarım. Ormanımızda çok fazla büyük ve dallarından sayısız yuva yapılabilecek, uzunluğu gökdelenler kadar olan ağaçlarımız var. Biz çoğunlukla ormanlarımızda insanlardan ağaçlara iyi tırmanmakla kurtuluyoruz. Onun için zorunlu derslerden bir tanesi mutlaka tırmanma dersleri olmalı.”

Ekipten büyük bir sevinç ve kabul naraları yükselir. Tabi dersi verecek ağaca tırmanma uzmanı bir öğretmen sincap bile önerilip, iş bitirilir.

Sıra Köstebek bilgine gelmiştir. Köstebek bilgin hemen söze karışır. Kendi yaşadıklarını ve tecrübelerini anlatarak toprak kazarak ve toprağın içinde kaybolabilmenin, toprağın altında tüneller oluşturabilmenin şart olduğuna herkesi ikna eder. Tabi tahmin edeceğiniz gibi hemen müfredata kazı dersleri ve öğretmeni eklenir. Bu sefer ekip nehir kenarındaki somon balığına döner ve söz hakkı verir. Somon balığı ülkeleri gezmenin bilgeliğiyle şunu der:,

- “Ey kendini, akıllarını ve her şeyini orman halkına feda eden saygıdeğer, hürmete layık bilginler. Bilirsiniz benim gezmediğim memleket, görmediğim saklanma biçimi kalmamıştır. Ben derim ki, diyelim ki bir arkadaşımız çok güzel koşmayı öğrendi ve kaçarken suya rast geldi ne yapacak? Ya da ağaca çıktı bir nehir kenarına rastladı ya da sele rastladı. Sel sonrası her taraf su ne yapacak? Ya da toprağı kazıp kaçarken nehire rastladı ne olacak?”

Bilge sincap lafı uzattığı için hemen somon balığına söylendi.

- “Lütfen meclisimizde açık konuşalım. Lafı uzatmayalım” der demez. Somon balığı nefesini suda tekrar yenileyerek heyecanla der ki:

- “Mutlaka yüzme dersleri olmalı.” Tabi gayet mantıklı ve akla uygun örneklerle herkesi ikna etti. Ayrıca herkesin takdirlerini ve hayran bakışlarını kazanarak alkışları aldı.

Hızlı bir şekilde yüzme öğretmeni de ayarlandı. Ve belli bir süre sonra her şey tamamlandı. Sırada deneme uygulaması vardı. Heyecanla ormanlar kralı aslana gittiler. İkna etmeleri çok kısa sürdü. Bütün orman konseyine müfredat açıklandı ve dakikalarca alkışlandı. Bütün ekip ödüllerle takdirlerle karşılandı. Artık sırada derslerin uygulaması kalmıştı.

Fakat o da ne! İnanılmaz şeyler olmaya başlamıştı. O harika müfredatı uyguladılar. Harika koşma kabiliyetine sahip olan tavşan koşu dersinde birinci geliyordu hem de her zaman. Fakat ağaca çıkma derslerinde o kadar başarısızdı ki artık kendini zorlamaya başladı. Defalarca ağaçtan düştü. Kafasını yerlere çarpmaktan, ayaklarını kırmaktan bırakın koşmayı yürüyemez bile oldu. Artık tavşan ne koşabilir, ne ağaca tırmanabilir, ne yüzebilir yani bir özelliği olmayan kabiliyetsiz biri olmuştu. Sincap başta ağaçlara inanılmaz tırmanıyordu ama o da yüzme ve özellikle kazı dersleri sebebiyle tırnak ve dişlerini kaybetti. Yani o da artık kabiliyetsizin teki olmuştu. Köstebek ise kazı derslerinde çok başarılı oluyordu ama tırmanma dersleri sebebiyle düşüp dişlerini kırdı beyin travması geçirdi. Artık o da kabiliyetsizdi. Zavallı maymun tırmanmadan sınavlarda çok iyi alıyordu ama koşudan, yüzmeden, toprakta kazı ve tünel kazmadan hep sınıfta kalıyordu. Hele zamanla iyice rahatsızlanıp bazen tırmanmayı da kaybediyordu. Fakat okul birincisi bir tek canlı olmuştu. O da YILAN BALIĞI. Çünkü o biraz koşabiliyor. Nehirde biraz toprağı kazıp kendini gizlemeye çalışıyor. Yüzebiliyor ve biraz nehir kenarındaki ağaca tırmanabiliyordu. Hatta hepsinden en iyi biraz yapabilen sadece oydu. Diğerleri onun kadar en iyi biraz yapamıyordu(!) Ah hele sincap bir keresinde yüzme dersleri sebebiyle neredeyse boğuluyordu ve o sırada beynine oksijen gitmediğinden de şuurunu aylarca toparlayamadı.

Durumu görmeye başlayan orman konseyi baktılar ki herkes telef olacak. Hemen içlerindeki sözcülerini seçip ormanlar kralına gönderdiler. Sözcü krala gidip şöyle dedi:

-“Hayret! En başarılı yılan balığı çıktı. Bizde kabiliyetleri öldüren katil.”

Durumu anlatıp ormanlar kralını ikna edip şu emri her yere duyurttular.

-“Artık çok amaçlı karma eğitim modeli yasaklanmıştır. Herkes kendine uygun özellikteki alana göre ve hür olarak eğitim görüp kendini geliştirecektir.”

Tabiki insanlar hayvanlardan farklıdır. Çünkü hayvanlar daha dünyaya gelir gelmez hayatın bütün şartlarını yaratanın güdülemesiyle bilerek gönderilir. Örümcek doğar doğmaz ağ yapmasını, sivrisinek kan almasını, arı bal yapmasını, kuşlar yuvalarını örmesini ördek ördekliği, köstebek köstebekliği bilir. Bu nedenle insanların temel eğitim alması şarttır. Fakat temel eğitim dışında insanlar imece usulü buluş yapmamıştır. Yani eğitim bakanlığı “hadi millet ampulü buluyoruz” deyip ampul bulunmamıştır. Aksine “geri zekalı” denilerek defalarca okuldan atılan Edison “ampul yanmaz diyenlere inat binlerce deneyler yaparak bulmuştur. Albert Einstein(Aynştayn)’da benzer hikayeye sahiptir. Neredeyse bütün çığır açanların benzer hikayeleri vardır. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş atalarımız ama hep harikalıklar bir ellerden hatta farklı ellerden çıkmış tarih boyunca. Hiçbir ÖSYM ya da üniversite birincisini hiçbir buluşta ve tarihte göremeyiz ama üniversiteyi terk eden Bill Gates ve Steven Paul Jobs(kendisini yetiştiren, büyüten anne babası Anadolu’dan gittiği söylenilen; HP, IBM ve MİCROSOFT piyasasını geçebilmiş) bilişim dünyasında çığır açmıştır. İlkokul mezunu bile olamayan insanların yanında iş başvurusu yapmaya çalışan nice üniversite mezunları hatta birincileri de az değildir. Yani “beşikten mezara” olan eğitim ve kendimizi geliştirme işi sadece örgün eğitime bağlı değildir.

Elbette insanlar “işçisin sen işçi kal” mantığıyla da yaşamamalılar. Günümüzde Dünya’da eğitime bakışta özelikle bu açıdan tamamen değişmekte…Gazeteci yazarlar “gazetecilik” mezunları olmadığı gibi, edebiyatçılar da “edebiyat” mezunları değiller. Siz hiç neden en iyi kitapevi sitesini yapanların “Barnes, Noble, Waldenbooks “ gibi dev kitap sirketleri değil de “amozon” olduğunu düşündünüz mü? Neden internetteki açık artırma sitesinin bilinen müzayede şirketleri değil de “ebay, vb.” olduğunu hiç düşündünüz mü? Neden en başarılı enformasyon sitesi yapanların “CNN, BBC ve Newsweek”değil de “yahoo” olduğunu merak ettik mi? Ya da “facebook, tweter” ve benzerlerini iletişim devleri yapmadığını, bulmadığını fark ettik mi? Demek insanları belli bir şablona sokamayız gerçeğini de düşünmeliyiz. Gerektiğinde insanlar kabiliyet ve yapılarına göre isterlerse ömürlerinin belli aşamalarında meslekte değiştirebilmeliler. Oysa biz yıllardır daha 12 yaşındaki çocukların mesleklerini seçmelerini bekleyip o yoldan bir daha çıkamayacak şekle onları sokmadık mı? Yazık bu nesillere….

Son paragrafı “herkes” sözcüğünü, “birey”in önemine dikkat çekmek için çok kullanarak bitirmek istiyorum. Dünya eğitim kuramlarında davranışçılıktan, beynin keşfi ve incelenmesiye bilişselliğe ve en sonda DNA keşfi ve incelenmesiyle yapısalcılığa geçti. Bizler ise hala davranışçılık üzerine ısrardayız. Gerçi yeni yeni bu durum düzeltilmeye başlanıyor.. Herkesin aynı düşünmesiyle ya da basmakalıp tek tiplikle, sürü psikolojisiyle ya da ideolojik bakışlarla olmamıştır tarihteki hiçbir buluş. Belki de en önemlisi bu sebeple, en başta farklılıkları düşman değil; zenginlik olarak görmeliyiz ve ideolojik basmakalıp kafalardan kurtulmalıyız bir an önce... Herkesin matematiği mükemmel olacak diye bir kural yoktur. Ya da herkes edebiyatçı olmak zorunda değildir. Bu nedenle hiçbir çocuğumuzu bu dersleri kötü diye silmemeliyiz. Her bir insan ayrı bir âlemdir, bir evrendir, bir ya da birkaç kabiliyettedir. Herkes bir yapıda bir yaratılış ve kabiliyette de değildir. O yüzden herkes kendi çocuğuna -merkeze onun isteklerini koymak şartıyla -uygun bir ya da birkaç alan, meslek seçmeli, tespit edilmeli ve yönlendirilmelidir… Yoksa hikâyemizdeki gibi hayatımızdaki bütün alanlarda ve mesleklerde sadece en iyi birazlar olur ve oluyor…
(alıntıdır)
http://mehmetkonca.com/...harika_hikayeler.htm (64. Hikaye)

birkitabimbirkahvem, Zülal'ı inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · Puan vermedi

Tokat'a üniversite için gitmiş bir öğrenci olan Uğur'un ilk aşkını okuyoruz kitapta. Adından da anlaşıldığı gibi kızımız Zülal. Zülal'i ilk gördüğünde aşık olan Uğur, aşkından şiirler yazmaya başlıyor. Bu şiirleri sosyal medya hesabında yayınlarak karşılık alamadığı kıza ulaşmaya çalışıyor. Zülal'e olan aşkını bütün fakülte biliyor hatta diğer kızlar bu şiirlerin yazıldığı kızı merak edip Zülal'i görmeye falan gidiyorlar. Bütün bunlara rağmen Zülal yine Uğur'a karşılık vermiyor. Kitabın sonuna doğru karşılık vermemesinin sebebini öğreniyoruz.
Öncelikle kitabı okurken üniversite yıllarımı yeniden yaşadım, özellikle o minibüs bölümlerinde... Başka bir konu ise aslen Tokatlı olarak kitabı okurken memleketimden bir şeyler bulmak beni mutlu etti.
Kitap aralarına serpiştirilmiş şiirler ise kitabın kalbiydi benim için.  Hepsi çok hoş, çok içten yazılmıştı.
Üniversite bittikten sonra Şırnak'ta öğretmenlik yapmaya başlayan Uğur, sevdiceği Zülal'e hiç göndermeyeceği mektuplar yazıyor. O mektuplar beni çok hüzünlendirdi. Uğur'un çaresizliğini yüreğimde hissettim. Kitabı okumaya ilk başladığımda çok sıradan, herkesin yaşadığı şeyler demiştim ancak kitabı bitirmeye yakın farkettim ki Uğur'un o saf ve temiz duyguları beni çok etkilemiş. Kitabın kapağını çok hüzünlü bir şekilde kapattım. Gerçek, karşılıksız, saf bir aşk hikayesi okumak isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap Zülal. Emeğinize sağlık. @yunus34erdem

Yashar Karami, bir alıntı ekledi.
11 saat önce

Ve Sizi İmam Humeyni den Komik bir Alıntıyla Başbaşa Bırakayım:
Üniversite Üniversite Olmalıdır , Üniversite Olmayan Üniversite Üniversite Değildir

İmam'dan Mesajlar, İmam Humeyniİmam'dan Mesajlar, İmam Humeyni
Sercan Akbayrak, İslamın Etrafındaki Şüpheler'i inceledi.
 12 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

kitap bir Müslüman açısından çok şey ifade ediyor. hem teslimiyetini hemde şüphelerinin son bulmasına yardımcı oluyor. Özellikle üniversite okuyan islam gençliğinin okuması gerekir diye düşünüyorum. Muhatab olarak onların çokça karşılaşacağı ortamlar çünkü. son olarak bir eleştiri olsun: mütercimi çok kaliteli biri olmasına rağmen cümle bozuklukları, dil bilgisi eksiklikleri kitabın okunmasını anlaşılmasını zorlaştırıyor. (Beka baskısı için diyorum)

Hüseyin K, bir alıntı ekledi.
13 saat önce

Üniversite gençliğini mi arıyorsunuz? Vitrinleri, Üniversite duvarlarını dolduran ilânlar, bu neslin kalbini okumamıza kâfidir: "Hukuk çayı", "Tıp balosu", "Edebiyat gecesi", "Teknik Üniversite dansı". Bu yaftalar, gençliğin zekâ ve kalp istikametlerinin çevrildiği mezarlardır.

Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda, Nurettin TopçuAmerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda, Nurettin Topçu

Öğrencilik zamanlarımda ne dert yanardim. Universite de Okul dersler uzaklık hepsi yük olur, binerdi omuzuma. Sonra dedim ki ah en güzel zamanlarımız öğrenci olduğumuz zamanlarmis. Bilseydim kıymet bilirdim üzmezdim kendimi diye.
Ve yine sonra düşünüyorum biri gelip deseydi ki o zaman yasarken, uzulurken, sikayet ederken; en güzel zamanların bu zamanlar. Mezun olduktan sonra burdaki hüznünü arayacaksın.
Ozaman daha da kahrederdim kendimi. Bilmemek en iyisiymis
Zamanı gelince her yük kaldırılıyor Allahın izniyle.

Mümtaz Turhan
Gerçek bir üniversitenin yokluğu bir ülkenin kalkınmasına, ilerlemesine mani olabilir fakat seviyesi düşük bir üniversite memleketi muhakkak mahva götürür...

tahta kitap, Jurnal Cilt 1'i inceledi.
19 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Meriç'in dilinin nezaketi okuyucuyu kendine hayran bırakıyor. Ayrıca bir insan, bütün zaaflarını dışına dökebilecek kadar cesur olsun! Pes doğrusu...
Öfke, kırgınlık, ümitsizlik içinde debelenen bir münevver, acımasız bir münekkit. iflah olmaz bir okuyucu. Kitaplardan başka kimsesi olmayan bir mağlup. İstediğim methiyeler düzmek değil aslında. Kendini bir okur olarak kimliklendiren herkes okumalı bence. Önce üniversite çağında, ardından belli bir birikim sonrasında tekrar göz atılmalı. Üniversitedeyken okumuştum, bu aralar tekrar bakıyorum, dilinin nefaseti okuyucuyu kendine hayran bırakıyor.

Sema Öztürk, Mutluluk'u inceledi.
 Dün 03:59 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · Puan vermedi

Livanelinin tüm kitaplarını önyargısız büyük bi merakla okurum. Bu kitabını da görür görmez okumak istedim. İyiki diyorum iyiki okumuşum! Kitabın başlarında üç değişik kahramanla tanışıyosunuz ve yollarının nasıl kesişeceğini merakla bekliyosunuz. Van gölü kıyısında öz amcası tarafından tecavüz edilmiş masum Meryem, üniversite profesörü olup hayatından tad almayan İrfan Kurudal ve askerde teröristlerle mücadele veren Cemal... Kitap bende o kadar güzel bir his bıraktı ki yeri geldi çok üzüldüm yeri geldi Meryem'i gerçek hayatta görüp ona sarılmak istedim, masumluğundan öpmek istedim. Kitap töre de dahil farklı gelenekleri ve ülkenin doğu ve batı arasındaki farklarını çok iyi yansıtıyor. Kitap kapağında bu üç kişiyi asla unutmayacaksınız yazıyor. Sanıyorum ki öyle olucak. Sizin de okuyup unutmamanızı içten tavsiye ediyorum :)