bilginin su kıyısında yaşadığı gün
insan
bir otlağın yumuşacık tembelliğinde
lacivert felsefelerle mutluydu.
kuş yönünde düşünüyordu
nabızları onun ağacın nabzıyla atıyordu gelinciklerin koşullarına yenilmişti.
deltanın iri anlamı
onun kelamının derinliğinde çalkantılıydı.
insan
öğelerin metninde
uyurdu.
korkunun doğuşuna yakın,
uyanırdı.
ama bazen
gelişmenin tuhaf şarkısı
hazzın kırılgan eklemine dolanırdı.
miracın dizi
toprağa inerdi.
işte o zaman
evrimin parmağı
hüznün dakik geometrisinde
yalnız kalırdı.
kitabı kapatmalı
ayağa kalkmalı
zaman doğrultusunda adım atmalı çiçeğe bakmalı
belirsizi duymalı
var olmanın sonuna kadar koşmalı yitimin toprak kokusuna gitmeli
ağaçla Tanrının buluşma yerine varmalı genişlemeye yakın bir yere oturmalı
öylesineyle keşif arasında bir yere!
ey bedevi dünün buradalığı!
ey ki bir daldan toprağa sıçramakla
yaşamın hürmetinin tarhını dökersin
sen gittikten sonra ben
bir deltanın kıyısında
susamışlığın hızlı adımlarının sesini
duyardım.
senin sözü esirgemeyen kanadın
havanın sorusunun önüne geçerdi.
insanoğlu bekleyişin upuzun dizelgesidir
ey kuş, sen ancak
düşünülmemiş yaşamın sayfasında bir noktasın!