sözün cesareti görüşmenin sıcaklığında eridi
ey rengârenk başlangıçlar
benim gözlerimi büyünün esintilerinde koruyun!
ben hâlâ
gecenin bilinmez hediyelerini
rüyamda görürüm,
ben hâlâ
kafes örgülü sulara susamışım.
giysimin düğmeleri
büyü çağların virdi rengindedir.
konuşmanın yayılması öncesi otlağında
bizim cismimizin son şenliği vardı
ben bu şenlikte yıldızların musikisini
çömleklerden duyardım
ve bakışım büyücülerin göçüyle doluydu.
zekam benim onun gözleri ardında erirdi.
onun mutlak alnı üzerinde
zaman akıp giderdi elden.
şimşirlerin arkasında cumaların kağıtlarını
ölçülerin ünsü yırtardı
dürüstlüğün bu haraç mezadı
bir demirhindi dalı gibi
benimle cumartesilerin acısı arasına gölge dökerdi.
ya da yumuşacık bir saldırı gibi
benim korku kalelerimi ele geçirirdi
onun eli bir kurtulmanın eli gibi
benim ödevlerimin kıyısında yok olurdu.
algı ışığında
bir ladenin nazlı düşü gibi oturan bu varlık
seyir kirpikleri üzerinde
taptaze sözcükler saçıyor
gözleri
yaşamın yeşil takviminin inkarıdır
yüzü
bir parça ilkokul çağı tatilleri gibi apaydın.