"Bizimle beraber savaşmış, bizim gibi mağlup olarak düşmanlardan aman dilemiş müttefiklerimizin hiçbirisi için bizim için olduğu kadar tehlikeli, zararlı ve amansız değildir.
Çünkü Almanya, Bulgaristan, hatta ne de Avusturya bizim gibi canının, kanının düşmanlarıyla karmakarışık ve iç içe yaşamıyor. Onlar da birbiriyle geçinemeyen ve çekişen yalnız partilerdir. Fakat parti ne olursa gene Alman, gene Bulgar'dır ve hiçbir vakit birbirlerinin hayatıyla oynayamazlar. Hatta Avusturya'da başka ırktan muhtelif insanlar arasında bile böyle bizdeki bu herifler gibi ahlaksız, alçak ve canavar yoktur... Hasılı bugün burada olduğu gibi bu heriflerin bolca bulundukları bütün şehirlerde böyle içimizde yaşayan düşmanlar hep ayaklanacaklar ve bombaları kaparak sokaklara fırlayacaklardır."
"Zamanı öldürmek konusunda çok iyi bir cümle okudum," dedi plastik şişeyi tekmelerken.
"Neymiş o?"
"Çok geç oldu, erkenden."
Kıkırdadım ama o kısa cümlenin geçerliliğini ve ölümcül doğruluğunu anlayacak yaşta değildim daha.
Ne kadar bağırsa sesini onlara işittirmeye muvaffak olamayacaktı.
El ile dokunulacak kadar yakın görünen bu başlar kendisine yıldızlardan daha uzak yabancı dünyalardır.
Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Derin yaşamak ve hayatı iliğine kadar özümsemek istiyordum. Yaşama dair olmayan her şeyi bozguna uğratmak için. Ve ölüm vaktim geldiğinde, aslında hiç yaşamamış olduğumu keşfetmemek için.