Kendimize ket vurmayı ve kendi eylemimizi sabote etmeyi anne-babamızdan öğreniyoruz. Çocuğun topluma uygun hale getirilmesi için kısıtlanması gerektiğine inanmayan toplumlarda depresyon, utanma, stres, suçluluk duygusu, anksiyete, erteleme olmadığını görüyoruz.
Anne-babamızın bize olumsuz bakışı, bizim kendimize olumsuz bakışımız halinde geliyor
Hayır yapma gibi müdahaleler henüz yeni yürümeye başlayan bebek, eyleminin onay görmemesini uyarı değil terk edilme olarak algılıyor. Bir çocuğun en korktuğun şey, bakım veren tarafından terk edilmektir. Hayır, yapma denilen çocuklarda anne baba, bakım veren ile reel anlamda ayrılan ayrılma kaygısı yaşayan çocuklarda da kortizol ve Kortikosteroid seviyesi bir fark gözetmeden aynı şekilde yükseliyor.
Allan N Schore,özellikle 13-17 aylık dönemde bebeklere daha önce davrandığınız gibi şefkatli, sevgi, kabul ile yaklaşmadığımızı ortalama her 9 dakikada bir çocuğa bir şeyi yasakladığımızı ve hayır, yapma gibi müdahalelerde bulunduğumuzu bu müdahalenin çocuğun üzerinde, ömür boyu süren yıkıcı etkileri olduğunu söylüyor. Ne yaptığımızın bilinç düzeyinde farkında olmasakta çocuğun davranışlarını ona utanma sitresi yüklemek yoluyla kontrol ediyoruz çocuklukta olduğu gibi yetişkinlikte de Psikolojik ve fiziksel bir çok sorunun kökeninde bu utanma sitresi yatıyor.
Çocuğa o
işi zorla yaptırmak uzun vadede bizi davranış problemi dediğimiz şeylerle misli ile karşılaştırır. Çocukla inatlaşmak yerine güzel inada saygıda duyabiliriz oysa. Bu inat sonra ihtiyaç duyacağımız iradenin bir parçasıdır çünkü çocuğun inat ettiğini söylediğimiz yerde, çocuğu istemediği şeye zorlayan bir yetişkin vardır.