"Her şeyin başlangıcı o...Sonra içimdeki bu melun şeytan...Her şeyi imkansızlığı nispetinde bana cazip gösteren, beni olmayacak şeylerin hasretiyle kavuran bu korkunç his...Muhakkak ki ruhumun benim gözümden kaçacak kadar uzak köşelerinde bir şeytan saklı..."
Sizce içimizde sahiden bize istemediğimiz türlü şeyleri yaptıran, arzularımıza yön veren, bizi kendisi karşısında güçsüz düşüren bir şeytan var mıdır? Yoksa, ruhumuzun gözümüzden kaçacak kadar uzak köşelerinde olduğunu zannettiğimiz bu şeytan; iradesizliğimizi, ruhumuzun eksik kalmış yanlarını, arzularımıza yön veren bir kuvvet değil, bizzat arzularımızın kendisini bize yansıtan bir ayna mıdır?
Ömer, Bedri, Macide...
Daima düşündüğünü yapan ve hislerinin kendisini asla yanıltmadığına inanan, sık sık hiç yaşamadığı şeylere hasret duyan ve kendi hayatından kaçan Ömer...Hayatını tesadüflerin yönettiğini düşünen ve her şeyin tesadüf eseri olduğuna emin olan, insanlara karşı ruhunu kaplayan buzdan duvarlar ören, baştan aşağı doğal ve olduğu gibi davranan Macide...Ve bu ikisinin; gerçeklikten çok uzakta bir sevgiye mahsus, ruhlarını birbirine garip bir kuvvet ile fakat hiçbir tarafları birbirine benzemeden, birbirlerine bir şekilde 'muhtaç' olduklarına onları inandıran ve belki de en çok bu yüzden imkânsız olan aşkları...
İkisinin arasındaki aşkı korumaya kendini adamış, yalnızca kendine ait fikirler ve özgün bir şahsiyetle bize kendini tanıtan sadık dost Bedri...
Ve roman boyunca Ömer'in arzularında, günübirlik hayatının içindeki manasızlıklarda, 'isteyip istemediğini doğru düzgün bilmediği fakat neticesi aleyhine çıkarsa istemediğini iddia ettiği' söz ve fiillerinde gezinen, o korkunç şeytan...
İşte Sabahattin Ali bu eserinde tam olarak bu şeytandan, şeytandan ziyade onunla olan kavgamızdan bahsediyor.