Amerika'da 1930'lu yıllarda yaşanan büyük buhran konu ediliyor. Romanda ekonomik krizden etkilenen çiftçi bir ailenin üzerinden olaylar anlatılıyor. Öncesinde tarım toprakları kasırga ve kuraklıkla olumsuz etkileyor; sonrasında bankaların/şirketlerin bu topraklara el koymasıyla çiftçi aileler birer birer yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda bırakılıyor. Büyük umutlarla yola çıkan aileler hiç beklemedikleri sorun ve sıkıntılarla karşılaşıyorlar.
Tarih kitabı okurken yalnızca geçmişteki olayları öğrenirsin; ancak roman okurken olaylarla birlikte insanların nasıl hissettiğini de öğrenirsin. Romanın bana kattığı düşüncelerden biri de bu oldu.
Kitabı bitirmem uzun sürdü. Dili itibariyle akıcı bir roman ama bazı yerlerde sıkıldım ve bir süre devamını getiremedim.
Augustinus, Tanrı'nın bize seçme iradesi vermesinin çok daha iyi olduğu görüşündeydi. Öbür türlü, ipleri oynattığı kuklalara benzerdik ve böylelikle, sürekli uslu dururduk. O halde, Tanrı tüm kötülükleri engelleyebilecek kadar güçlüdür. Fakat kötülüğün var olduğu gerçeği yine de onun Tanrı'dan kaynaklandığını göstermez. Ahlaki kötülük bizim seçimlerimizin sonucudur.
(Epiktetos) Özetle söylediği şey şuydu: "Düşüncelerimiz bize bağlıdır." Bu felsefi yaklaşım Vietnam Savaşı sırasında Kuzey Vietnam üzerinde vurularak ele geçirilen Amerikalı savaşçı James B. Stockdale'i de etkilemişti. Stockdale birçok kez işkenceye uğramış ve dört seneyi bir hücreye kapatılarak yalnız başına geçirmişti. Üniversitede aldığı bir derste geçen Epiktetos'un öğretisinden hatırladıklarını uygulayarak hayatta kalmayı başarmıştı. Paraşütle düşman bölgesine inerken, kendisine yapılacak muamele ne kadar acımasız da olsa olanlardan etkilenmeyeceğine dair kesin karar almıştı. Değiştiremiyorsa, en azından bu durumun onu etkilemesine izin vermemeliydi.