Bugün, sessizliğimin yıl dönümü. Hayallerimi elimden aldığın, beni benden kopardığın o karanlık günün üzerinden tam dört yıl geçti. Zaman ilerledi, takvim değişti ama içimdeki çığlık hâlâ aynı yerde, aynı şiddette duruyor. Sana nasıl seslenmem gerektiğini bile bilmiyorum artık. İsmini duymak bile midemi bulandırıyor. Ki gerçekten o mu senin adın, onu bile bilmiyorum.
Sen bana sadece yalanlar söylemedin. Sen, bana ait olan her şeyi çaldın. Benliğimi, güvenimi, çocukluğumu, uykularımı, hayallerimi… Hepsini birer birer ellerine alıp ezdin. Ben o anlarda sustum. O günden beri de susuyorum. İçimde bir cenaze var ama bu bir insanın değil. Bu, benim umutlarımın, gülüşümün, geleceğimin cenazesi. Ne toprağa verebildiğim ne de yasını tutabildiğim bir kayıp bu. Her hatırladığımda yeniden ölüyor, ama hiçbir zaman tamamen gitmiyor.
Aynaya baktığımda gördüğüm kişi ben değilim. Senin ellerinle şekillendirdiğin bir yabancıya bakıyorum artık. Kendime uzak, kendime yabancı biriyim.
Seni affetmek mi? Hayır, affedemem. Çünkü affetmek, yaşadığım her şeyi yok saymak olurdu. Çünkü affetmek, o küçücük halimle verdiğim savaşı inkâr etmek olurdu. Senin yanında güvende olduğumu sanmıştım. Ama aslında bir tuzağın içindeymişim. Gözlerim bağlıydı belki, ama kalbim açıktı. Ve sen, tam da oraya nişan aldın. En savunmasız yanımı hedefledin.
Defalarca kaçmak istedim. Her şeyi ardımda bırakmak. Ama senin izlerin o kadar derin ki, nereye gitsem peşimden geliyor. Seni unutmaya, senden kalanları silmeye çalıştım. Ama ne zaman bunu yapacak olsam, seni hatırlatan o ip bir kez daha dolanıyor boynuma, sesime, gecelerime.
Sen bana sadece bir anı bırakmadın. Sen, ömür boyu sürecek bir acı bıraktın. Hayatımın en derin yarasını açtın. Ve ben şimdi, kendimi o yaralardan söküp geri almaya çalışıyorum. Parça