İnsanlar, elden geldiğince daraltılmış bir ahlâklılık alanının sınırlarını aşmamalı, gönüllerinin istediğini yapamamanın erdemine inanmalı. Ancak böyle sıkışmakla düşmanlarını, içlerindeki kurtları görüp tanırlar, onlara karşı gerçekten savaşırlar.
Ah, yılları sayıyor, orada burada parçalara ayırıyor, bir duruyor bir başlıyor ve ikisi arasında duraksıyoruz. Ama karşımıza çıkan şey ne kadar da tek parçadan ibarettir, nasıl bir akrabalık ilişkisi içindedir bir şey ötekiyle, kendisini doğurmuştur ve büyür ve kendisine doğru yetiştirilir, ve esasen, yapmamız gereken tek şey var olmaktır, ama sadelik içinde, ama yeryüzünün var olduğu gibi ısrarla, mevsimlerle hemfikir olarak, aydınlık, karanlık ve tümden mekan içinde, yıldızların kendilerini güvende hissettikleri o etkiler ve güçler ağından başka bir yerde olmayı istemeden.
Biri gibi öteki de ulaşmakta bize; bütün dönüşümlerin zeminine bu kadar derinden yerleştirilmişiz, bizler, dönüşüme en açık olanlar; her şeyi kavrama eğilimiyle dolaşıyor ve (kavrayamadığımız için de) aşırı büyük yan'ı, bizi mahvetmesin diye kalbimizin eylemi haline getiriyoruz.
... düpedüz bir neşe bu; başka hiçbir şeyin yanına yaklaşamadığı bu tek bir iş içinde insanın kendini doğal biçimde iyi hissetmesidir. İnsanın, sahip olduğu "görevi" daha da belirgin kavraması gerekiyor belki de, yüzlerce ayrıntı içinde görüp seçilebilir şekilde daha somut kavraması gerekiyor.