#YKS (Tyt-Ayt) #ÖSYM
Üzerinde durulması gereken bir başka önemli konu ise ÖSYM sınavlarında zayi olan millî servetin ekonomiye kazandırılıp eğitim alanında kullanılmasının gerekliliğidir. Bir vida, küçük bir ustura ve birkaç gram plastikten oluşan ve bunları monte etmek için üst düzey bilgi ve teknolojiye gerek olmayan basit bir kalemtıraş bile Gazze’de rakamlar günbegün değişmekle birlikte 80 binin üzerinde sivili katleden soykırımcı İsrail’e siyasi-ekonomik-askerî destek veren Almanya’dan ithal edilmektedir. Rakamlar yıldan yıla değişmekle birlikte her yıl TYT’ye, ortalama 3 milyon; AYT’ye de ortalama 2 milyon olmak üzere toplamda yaklaşık olarak 5 milyon adayın girdiği YKS’de adaylara verilen kalemtıraşın ithalat maliyetini en az 5 TL’den hesaplarsak yıllık 25 milyon TL gibi astronomik bir rakam, tek kullanımlık çöp olmakta; öte taraftan ise ekonomik gerekçeler gösterilerek öğretmen alımları olabildiğince kısılarak tasarruf edilmeye çalı- şılmaktadır. Ki bu rakam, yaklaşık olarak 41 öğretmenin (bu bir okul demektir) bir yıllık maaşına tekabül eder. Eğitimde tasarruf olmamalı, aksi takdirde çağın gerisinde kalmak kaçınılmaz olacaktır. (Ayetullah Kızıl, Tarihe Not Düşmek, Fecr Yayınları, Ankara 2026, s. 18)
İlim yolculuğu/Rihle ..
“Talebe, beldesindeki en üst düzeydeki bilgileri ve mühim şeyleri aldıktan sonra başka bir yere yolculuk etsin.” Evet; ifadenin emir sîğasıyla “yolculuk etsin” şeklinde gelmesi şahsi kabiliyetlerin oluşmasında, ilmî idrakin gelişmesinde, düşünce ufkunun genişlemesinde ve akıl ve bilgi düzeyi farklı farklı kişilerden yararlanmada rihlenin faydalı tesirleri olmasındandır. İşte onlar bundan dolayıdır ki, ilim ve tahsil yoluna giren için rihleyi zarurî bir ihtiyaç konumunda görmüşler ve onu âlimi güvenilir saymak ve ilmine de güven duymak için bir şart olarak kabul etmişlerdir.
Reklam
İnsanlığın ve Teknolojinin Çalışma Algoritması.
İnsan beyni, konfor alanındayken işlemci hızını düşüren evrimsel bir enerji tasarrufu moduna sahiptir. Ortada somut bir tehlike, kriz ya da hayatta kalma savaşı yoksa, içimizdeki o ilkel 'maymun beyin' maliyetli olan rasyonel kapasiteyi resmen kısar, bizi tembelliğe ve statükoya iter. Ancak ne zaman ki varoluşsal bir tehdit, bir yıkım veya ölüm kalım anı baş gösterir; işte o zaman amigdala kontrolü tamamen ele geçirir. Biyolojik sistem tüm kaynaklarını rasyonel ve refleksif hayatta kalma mekanizmalarına aktararak işlemciyi en üst seviyede 'overclock' eder, beyni tam teşekküllü ve sıfır hata payıyla çalıştırmaya başlar. Bugün medeniyet, konfor ve iletişim zannettiğimiz internet, GPS, yapay zeka ve mikroçipler gibi tüm makro teknolojilerin kökeninde, türümüzün birbirini daha hızlı ve kitlesel şekilde yok etme hırsı (askeri lojistik) yatar. Toplumların en büyük bilimsel sıçramalarını dünya savaşlarında (mutlak ölüm korkusu altındayken) yapması ile bireyin bir kriz anında dahiye dönüşmesi aynı evrimsel yazılımın ürünüdür: İnsan zihni saf bilgi aşkıyla değil, sadece vahşi bir hayatta kalma dürtüsüyle sınırlarını zorlar; barışta çürümeye, savaşta ise tavan yapmaya programlanmıştır.
Alıntı
Şu anki yeni nesil gençlerin en büyük problemi Kayhan Kırbaş hocanın dediği gibi: "branşlaşma" problemi. Bu konuda bende müzdaripim. Her alanda bilgi sahibi olup tek bir alanda uzmanlılık olmaması.. yıllarım bu hatam yüzünden heba oldu ve tek değilim benim gibi yüzlercesi belki binlercesi,mil var. Günümüz çağının en büyük sorunlarından bir tanesi'de Allah'ın bize vermiş olduğu odaklanma becerisini heba etmemiz..Bilimsel olarak 24 saatlik bir zaman dilimi içinde saf odak süremiz 6 saat. Ekran süremiz kaç saat peki? 2? 3? 6?? Dünyayı yöneten üst akıl mı dersiniz veyahut başka bir topluluk,grup fark etmez. Lakin kullandığımız telefonlar ve sosyal medya platformlarının hepsi binlerce mühendis tarafından bizim dikkatimizin en iyi şekilde bozulması adına tasarlanmış durumda.. Kısacası:Multitasking her zaman tökezler ancak deep working her zaman kazanır.
1000Kitap
“Gazetecilikten Yazarlığa: Haber Dilinin Yetmediği Yer”
Gazetecilikten yazarlığa, belgeselden nehir söyleşiye uzanan üretim serüvenini anlatan Hatice Aydoğdu, haber dilinin sınırlarını, medyanın dönüşümünü ve tanıklığın anlatıdaki yerini değerlendirdi. Aydoğdu, gazeteciliği bırakışını bir kopuş değil, farklı anlatım biçimlerine yönelen bir dönüşüm olarak tanımlarken; günümüz medyasında haber üretiminin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara ve gazeteciliğin değişen doğasına dikkat çekti. 1-Reuters, Anadolu Ajansı ve haftalık Yeni Gündem dergisi gibi kurumlarda uzun yıllar çalıştıktan sonra 2010’da kurumsal gazeteciliği bıraktınız. Bu karar sizce mesleki bir kopuş muydu, yoksa anlatım biçiminizi değiştirme ihtiyacı mıydı? Bir kopuş değil, farklı anlatı biçimlerine yönelmek diyebilirim. Bir dönüşüm… Gazetecilikle beraber diğer alanlarda da derdimi anlatmayı sürdürebilirdim ama olmadı. Örneğin kısa film ve belgesel çalışmalarına gazetecilik yaparken başlamıştım… Sonuçta yapmaya çalıştığım, gazetecilikten beslenerek farklı anlatım biçimlerine yönelmek oldu. Dil, bu anlatım biçimlerinin aracı, ister yazınsal olsun ister görsel olsun… 2-“Gazetecilik artık bildiğim yollardan yapılabilir olmaktan çıktı” sözünüz hâlâ alıntılanıyor. Bugün dönüp baktığınızda o cümlede daha çok medya düzenine mi, yoksa gazeteciliğin diline mi itiraz vardı? Medya düzenini ve gazeteciliğin dilini birbirinden ayırmak zor. Medyanın sahiplik yapısı, ekonomik ve siyasi ilişkileri haberin diline de yansıyor. Türkiye’de özellikle 1980’lerden itibaren büyük sermayenin medya sektörüne girişi, holdingleşme, medya gruplarının el değiştirmesi gazeteciliğin yapılma biçimlerini de değiştirdi. Bazen çalıştığınız kurumun yapısından bağımsız olarak eğer muhabirseniz haber yapma koşullarınız bir anlamda elinizden alınıyor. Bir yandan haber kaynaklarına ulaşmak
Dürtülerin Gücü
Anlık hazlara veya öfkeye yenik düşme durumu, Sokrates'in dediği gibi sadece o anlık bir "yanılgı" veya "cehalet" hali midir? evet ve hayır aslında bir çok devletin insanları yönetmesi insanların tarihsel evrim boyunca yakın akrabaları gibi çeşitli yollardan geçip doğru olanı genetik olarak aktarmış yani savaş yada kaç ve ya 30 yaşında gelen üreme dürtüsü ve ya bi zamanlar akım olan "Dağa çıkma" dürtüsü mesela bu dağa çıkma dürtüsü yöneticilerden sıkılıp kendi kendini yönetme iç güdüsü üst teki devletten kalabalıktan sıkıldığı için dağa çıkmak istiyor. örnek olarak şu an günümüzde çoğu orta sınıf erkeği hiç olmaz ise türkiyedeki orta ve alt tabakayı gözlemleyebildiğim için onları anlatayım şu an teknoloji biterse ve yaban hayatta kalmamız gerekirse bu günki orta sınıf ve alt sınıf erkekler avlanma iç güdüsü aktif olur bu genetik bişey , örnek vermem gerekirse adrenalin hormonal ve dürtüsel bişey " ben okula giderken okulumuz şehir dışındaydı yağmurlu bir günde kulakluğım takılı başım önüme eğik yürüyordum kısa bir kestirme var araziden gidiyor ordan gittim , başım önüme eğik diye yaklaşık 15 metre uzaktaki 3 köpeği görmedim 5 metre kalırken köpek havlaması duydum takmadım başmı kaldırdım köpek 2 metre uzağımda bana doğru geliyordu o an ayağım çamurda kaydı geriye doğru düştüm elim kirlendi sonrasında gözlerim karardı tekrar etrafımı görmeye başlayınca bana saldıran köpeklerin benden 25 30 metre uzaktaydı " ama bazı dürtüler de kötüdür örnek olarak üreme dürtüsünün mantıksal zekayı örtmesi bunu nerdeyse herksein gördüğü bir olay ile anlatayım aşık olduğunuz bir kız hakkında tüyo alırken kızı beğenmemiş arkadaşınızdan yada kıza sizin kadar tanrısallaştırmayan arkadaşınızdan tüyo alırken o kişi nesnel diye işe yarıyor ama mantıksal zeka ile düşünmezseniz elin
Reklam
Reklam