Arılar ve karıncalar gibi diğer türlerdeki büyük topluluklar, istikrarlı ve dirençlidir, çünkü sistemin işlemesi için gereken bilginin büyük bölümü bu hayvanların genomlarına kodlanmış hâldedir. Bir dişi bal arısı, larvası hangi besinle beslendiğine bağlı olarak, büyüdüğünde kraliçe veya işçi arı olur. DNA’sı her iki rol için de uygun davranışları programlar: duruma göre kraliyet tavırları veya işçi çalışkanlığı. Kovanlar çok
karmaşık sosyal yapılardır ve pek çok farklı işçi türü barındırır: hasatçılar, hemşireler ve temizlikçiler gibi; fakat şu ana dek araştırmacılar “avukat arılar”la hiç karşılaşmadılar. Arıların avukata ihtiyacı yoktur, çünkü hiçbir zaman kovan anayasasını ihlal ederek, örneğin temizlikçi arılarısahip oldukları yaşam, özgürlük ve mutluluğu arama haklarından mahrum bırakma ihtimalleri yoktur. İnsanlarda ise bu tip durumlar sürekli gerçekleşir. Sapiens’in toplumsal düzeni hayali olduğundan, insanlar bu tip kritik bilgileri sadeceDNA’lannı kopyalayarak ve genlerini sonraki nesillere aktararak koruyamazlar. Yasaları, gelenekleri, adetleri korumak için bilinçli bir çaba gerekir, aksi takdirde toplumsal düzen hızla çökebilir. Örneğin kral Hammurabi insanların üstün insanlar, sıradan insanlar ve köleler olarak ayrıldığını ilan etmişti. Bu doğal bir ayrım değildir, insan genomunda yeri yoktur. Eğer Babilliler bu “gerçeği” akıllarında tutamasalardı, toplumları yok olurdu. Benzer şekilde, Hammurabi kendi DNA’sını çocuklarına aktardığında, bu DNA üstün bir insanın sıradan bir kadını öldürdüğünde 30 gümüş şekel ödemesi gerektiği bilgisini aktarmıyordu. Hammurabi’nin bu yüzden oğullarına imparatorluğun kanunlarım dikkatlice öğretmesi gerekiyordu, oğulları da aynı dikkatle torunlarına öğretecekti.