Işığın savaşçısı, sevgiye ihtiyac duyar.
Sevgi ve sefkat de tıpkı yemek, içmek ve Hayırlı Kavga'dan tat almak kadar onun doğasinın bir parçasidir.
Savaşçı güneşin batışını izlerken neşelenmiyorsa yanlis giden bir seyler var demektir.
Bu noktada mücadeleyi brakir ve batan güneşi birlikte seyredebileceği insanlar arar.
Birilerini bulmakta zorluk çekerse kendine şunu sorar:
"Insanlara yaklaşmaktan çok mu korkuyordum? Biri bana sevgi gösterdi de ben mi fark etmedim?"
Işığın savaşçısı yalnızlıktan vararlanır, ama yalnızlığın kendisinden yararlanmasina izin vermez.
Kıhkıh güldügüm güzel hikayelerle dolu bir kitap su gibi bitiyor. Eleştirebilecegim kısmı "keş on dı teybıl" kitabinda anlatılan hikayelerden/anılardan birkaçı burayada aktarılmış, kendisini takip eden izleyiciler bazı hikayeleride youtube üzerinden dinlemiş/izlemiş olabilirler.
Çoğu zaman kader ve sahip olduklarımız hesaba katılsada mutluluğumuz aslında kim olduğumuza, bizim bireyselliğimize bağlıdır. Kader düzelebilir ve yetingenlik ondan çok şey talep etmez ; fakat ahmak her zaman ahmaktır ve ruhsuz bir hödük sonsuza dek ruhsuz bir hödük olarak kalır, isterse cennette çevresini huriler saraın. "En büyük mutluluk kişiliktir."