Komünist Manifesto'nun (1848) iki yazarından biri olan ateist Friedrich Engels, İngiliz işçi sınıfına dair daha eski tarihli bir incelemesinde dinin ortadan kalkmakta olduğunu haber veriyordu. Fakat bu tahmini yanlış çıktı, en azından eksik kaldı. Tıpkı 1960'lardaki benzer analizler gibi. Din, 1800'lerde sanayileşmenin yükselmesiyle yok olmadığı gibi yaşadığımız yüzyıl içinde de yok olmadı.
On dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan Bahailik ve Mormonluk da bugün dünya çapında varlığını sürdürüyor. Bahailer İran İslamı içinden doğdu. Bu dinin peygamberi olan Bahâullah 1863 yılında kendisinin Tanrı'nın o devirdeki tecellisi olduğunu iddia etti. Bahai inancı Tanrı'nın tekliğini ve adalet esasını benimsemekle birlikte vahyin sürekliliği öğretisiyle, her devirde Tanrı'nın yeni bir tecellisinin ortaya çıkacağı inancıyla İslamdan ayrışır. Bahailiğin manevi merkezi de Mekke değil, bugünkü İsrail sınır-ları içinde yer alan iki türbedir. Son Zaman Azizleri (SZA [Latter Day Saints / LDS]) veya Mormonlar da Amerikan Hıristiyanlığı içinde doğdu. İnancın kurucusu olan Joseph Smith, bir melek tarafından kendisine çok eski pirinç levhalar halinde iletilen vahyi tercüme etti, ilk takipçileri de bunları Mormon Kitabı adıyla 1830 yılında yayımladı. 1847 yılında da Mormon göçmenler sonradan İsa Mesih'in Son Zaman Azizleri Kilisesi adını alacak grubun manevi merkezi olarak Salt Lake City'yi kurdu.
Benzer metinlerarası göndermeler Yahudilerin (İbrani Kutsal Kitabı), Hıristiyanların (Yeni Ahit) ve Müslümanların (Kuran) kitaplarında da yer alır. Bu kitapların anlattığı hikâyelerin
hepsinde örneğin İbrahim'in yeri vardır ama bu kutsalhikâyeler anlatıldıkça, tartışıldıkça, yeniden anlatıldıkça yeni karakterler eklenir, mekânlar ve olay örgüsü değişir.Sözgelimi Müslüman yorumcular Kuran'da İbrahim'in inşa ettiği "Beyt" yani ev (2:125-128) ile kast edilenin Mekke'deki Kâbe olduğunu söylerler fakat Yahudiler ve Hıristiyanlar Tekvin'deki rivayete (13:18) dayanarak bunun Batı Şeria'daki Hebron kasabasında bulunan bir sunak olduğuna inanırlar.
Ağlamanın bir sürü farklı nedeni olabilir ama insan belli bir ibadet anında veya sembolik bir cemaatin arasındayken ağlarsa bu dini bir şey olarak tecrübe edilir Gözyaşlarının aniden boşalması normalde parasemparetik sinir sisteminin fiziksel acıya veya yoğun duygulanıma verdiği bir tepkidir, fakat dindarlar -Teresa'nın ifade ettiği gibi kutsalın mutluluk veren mevcudiyetinden dolayı da -Haçlı Yuhanna tarafından ruhun "kara gecesi" diye tarif edilen- kutsalın ıstıraplı yokluğundan dolayı da ağlanabileceğini ifade ediyorlar. Tabi evlendirme törenlerinde dökülen sevinç gözyaşları,cenazelerde dökülen kederli gözyaşları da akla gelebilir. Matem törenlerinde dökülen gözyaşları içten olabileceği gibi planlanmış da olabilir. Batı'da sadece içten gözyaşlarına önem veriliyor ama örneğin Nijerya'daki Yorubalar arasında kamusal bir performans olarak icra edilen matem de anlamlı bir kolektif ritüel olarak görülür. Her halükârda, keder din bağlamında yaşanan bir duygu olabiliyor.