Kalplerimizde ağır bir naftalin kokusu
Sevişmeyi unutmuş iki insanın
-yalnızca yatmayı bilen iki insanın-
dokundukça şekilleniyor avuç içleri
dalkavukça sevdalarla,
yani samimiyetsiz öpüşlerle,
barbarca gülüşmelerle
Nezaketten kalan birkaç parça eski
çok eski hurçların en kuytusuna,
üç kapaklı bilmem neyin tepesine
Kahverengi bunlar,
tümü kahverengi,
ne varsa kahverengi
yeşili getirmiyor hiçbir yağmur
Hiç kimseye hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor hayat. En büyük komedi bu, o kadar içindeyiz ki gülemiyoruz bile. Her şeyi ciddiye alırken ne kadar komiğiz oysaki. Nasıl bir kuyunun içine düştüysek dibe vuramıyoruz, ses gelmiyor sonumuzdan. Kendi hikâyelerimizi tekrar edip duruyoruz, cilt cilt defterler açıp aynı hikâyeleri farklı defterlere yazıyoruz. Bizden başkasının okumadığı hikâyeleri, bizden başka herkesin gördüğü defterlere...
Devrimim benim,
kutsanmış medeniyetim,
seni düşününce içimde hükümetler devrilir.
Yol kenarına çekilir otobüsler,
gece karanlığında bir sigara içilir.
Şairler duvarlara yazar şiirlerini,
sokağa çıkar tüm yasak düşünceler,
mahalleye bayram gelir.