• uykusuz her gece bu soğuk kahvede
    sabahlarım bazan günlerce
  • Uykusuz her gece bu soğuk kahvede
    Sabahlarım bazen günlerce
    Rüyalarıma gelme diye
    Uykusuz her gece, yorgun ölesiye
    Unutur muyum seni yorulsam her gece
    Teoman
  • Uykusuz her gece bu soğuk kahvede
    Sabahlarım bazen günlerce
    Rüyalarıma gelme diye...
  • Eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

    Geceyarısını yaşamaktan yorgunum

    Ayazın avucunda unutmuştun ellerini

    önünden geçtiğim halde beni tanımadın

    Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım

    şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar

    Bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok

    Hele paris'in gökleri aklımı başımdan alıyor

    Bana seni senden evvelki poitiers'li kızı hatırlatıyor

    Ayazın avucunda unutmuştun ellerini

    Karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular

    Gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

    ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

    Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım

    Soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın

    Hâttâ ricardo bile hani vatansız ricardo

    Burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı

    Oysa au vieux châtelet'de akşam sabah beraberdik

    üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik

    üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet

    Neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

    Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

    Montmartre metrosu civarında seni gözden kaybettim

    O zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim

    Ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi

    Sidney bichet'nin caz havalarını çiğneyip tüküren

    O saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben

    Yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

    Bir gazete aldım ama evde okuyacağım

    Kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam

    Seni öldürmek için çareler tasarlasam

    Sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda

    Mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam

    Ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü

    Ve ben unutulsam yazdığım şiirler

    Senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım

    Eski padişahlar gibi unutulsa birer birer

    Ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç

    Ihanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam

    Ellerim oldum olasıya seni unutsalar

    Yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor

    Rue lafayette'de dünden bugüne geçiyorum

    Eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

    2

    Bu geminin yelkenlerine herifin biri paris yazmış

    Luxembourg garı'nın dirseğindeki çiçekçiyi bileceksin

    Yeşil muşamba ceketli sarışın küskün kızcağız

    En dokunulmaz kızı en temiz fikrimce paris'in

    Pablo'ya sorarsanız bir taksi şöförüyle yatıyor

    Pablo!. ah pablo!. onunla bir tanışsanız

    önüne gelene salamanca'da bir şeyler anlatıyor

    Babasını orada bir duvar dibinde bırakmış

    Halbuki konuştuğu zaman fransız sanırsınız

    Saint - michel'de bir talebe kahvesindeyim yalnız

    Gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar

    Bir cumartesi günü saat dört buçuğa beş var

    Ellerim kırılsa ben senin için bu şiirleri yazmasam

    Dinamit taşırmış gibi gözlerini taşımasam

    Avenue wagram'da bir akşam yeter bana ağustos'ta

    Yapraklara serilmiş yirmi beş franklık yıldızlar

    Bir mısra yeter geceleyin bir teren gibi pırıl pırıl

    Sen kendine yetmiyorsun hiç kimse sana yetmiyor

    Birini bitirmeden aklın öteki yolculukta

    Dün gece châtelet'de metro'nun yanıbaşında durdum

    Yağmur bilmediğim başka bir gökten yağıyordu

    Yağmur saint-jacques kulesine doğru yağıyordu

    Yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım

    şimdi bir nefeste cafe de I'ecluse'ü hatırladım

    Seine kıyısındaki küçük nehir kahvesini

    Kapısında bir gemici feneri asılmış duruyor

    Seine gemicileri her akşam burada toplanırlar

    Onlar için bir takım maceralar düşünürüm

    Seine sanki petrolmüş gibi iştahlı ve obur akıyor

    Dupont'daki kızlar yalnız cıgara içerek yaşıyorlar

    Utrillo'nun bir sokağından seni çektim çıkardım

    Elin yüzün kirlenmiş üstün başın toz içinde

    Sana mardi gras için bir Japon maskesi aldım

    Sen bana kaptan diyorsun herkes bana kaptan diyor

    Sahici bir kaptanmışım gibi tükürüyorum

    3

    Yalın kılıç bir kasım sabahını paris'te yaşadım

    Sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım

    Faubourg saint – denis'de işte yine pazar kurulmuş

    Beş franga çorba çorba içtiğimiz julien'in kapısı önünde

    Kırmızı ve siyah ve sarı saçlı bir kadın durmuş

    Muzaffer patatesler satıyor üç renkli neşesi içinde

    Camların arkasında ekmekçi kızlar mavi beyaz

    Raflarda uzun uzun herifler gibi tâze ekmekler

    üstünde bir yağmur yağdırmak hevesi uyanır içinde

    Ben bu mısraları yazarım tout-va-bien kahvesinde

    Concorde'da bütün fiskiyeler birden ayaklanacak

    Eğri bir demir gibi ensende hissedeceksin ebem kuşağını

    Paris'in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım

    Kırmızı bir karanfilmiş gibi yıldızı saçlarına taktım

    On beş dakika sonra bordeaux'ya bir tren kalkacak

    Garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın

    Ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak

    Ben ki cehennemde bir Allah gibi yalnızım

    St. vincent de paul kilisesi benim otelin arkasına düşer

    Saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor

    Her seferinde seni tekrar bordeaux'ya yolcu ediyorum

    Saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim

    çarmıhta bir isa gibi ben ıstırap çektim

    Bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden

    Gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli

    Anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum

    Kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden

    Dona-maria! bir kahvede isyan halinde bulduğum

    çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk

    Sen! bordeaux'ya yorgun bir flâmingo gibi yolladığım

    Geceleri benim için dua etmelisiniz

    Renault'daki grevciler toptan sokağa atıldılar

    Paris'in duvarlarını boydan boya afişler kapladı


    Seni hatırladıkça bir kadeh armagnac içerim

    Armagnac demek yirmi beş damla gözyaşı demekmiş

    Demek her akşam yirmi beş damla gözyaşı içerim

    Senin dağlardan ve sarhoşlardan korktuğunu bilirim

    Ben sarhoş olduğum zaman korkmuyorsun hiç korkmuyorsun

    Gözlüklerim kırılmasın diye sakladığını bilirim

    Kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış

    Ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım

    Nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye

    Seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye

    Kur'andaki bütün belâlara tevrattaki bütün belâlara

    Ibranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya

    Kalbim yüzünden mademki ellerimi parçaladım

    Mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin

    Onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum

    Geceleri benim için dua etmelisiniz

    üçüncü paralelde eski bir dünya gibi batacağım

    Malgaş halkı birkaç yüzyıl hikâyemi anlatacak

    4

    Cenovaya indiğim sabah seni katiyen göremezdim

    Aklım başımda değildi küfür gibi huzursuzdum

    Herkes beni unutmuştu ben kimseyi unutmamıştım

    Zehra'yı unutmamıştım allahsız gözlerini unutmamıştım

    Sol böğrüme sanki çıplak bir hançer saplamışlardı

    şimdi benim gözlerim paris'te marivaux sinemasında

    Bir çift kara maça gibi yorgun ve uykusuz

    Ellerim derseniz marsilya'da garsonla hesaplaşıyor

    Martini-cin seksen frank on frank da servis

    Kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum

    Hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor

    Nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz

    Benim acılarım ilâhlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar

    Onları karanlıkta bembeyaz gözleriyle görüyorum

    Karanlıkta seni görüyorum dudaklarına ellerimi sürüyorum

    Seni kollarımın arasında tutuyorum ağzından öpüyorum

    Ikimiz birdenbire austerlitz garı'na gidiyoruz

    Bir trene binmek rastgele defolup gitmek istiyorum

    Trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak

    Küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak

    Kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar

    Insanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum

    ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum

    Samaritain'in ışıkları ocağıma düşmüş yalvarıyor

    Bir roman için fevkalâde oldukları düşünülebilir

    Sen bir paket gauloise aldın bir paket mavi gauloise

    Bense on frangımı amerikan bilârdosuna kaptırdım

    Seine kıyısında mırç büyük bir hayal kuruyordu

    Seine kıyısında üçümüz sarhoş bir hayal kuruyorduk

    Mavi bir ışık vardı ben işte onu kaybettim

    Ben gölgemi kaybettim max jacob'un şiirlerini

    Sen avucunda bir lokma rüzgâr tutuyordun

    Bu rüzgâr için şairliğimi hınzırlığımı kaybettim

    Aklımdan sen geçiyorsun bir bulut gibi geçiyorsun

    Dün gece ezberimden çehreni defterime çizdim

    Sen belki hakikaten bir bulut gibi yolcusun

    Marsilya'da bir akşam soğuktan tir tir titredim

    P. cheyney'in bir kitabını bir kahvede soluksuz bitirdim

    Vapur ertesi gün saat beş'te kalkacaktı

    ölümüm herkesinkinden başka türlü olacak

    Bunu alahım gibi aşikâr biliyorum

    Kim ne derse desin biliyorum içime gün gibi doğuyor

    On bir gün aç ve susuz gözlerinin içine bakacağım

    On ikinci gün jiletle damarlarımı keseceğim

    5

    Hep aynı manzarayı kullanmaktan bıktım usandım

    Bir yumruk vurdum dünden kalma bir şarkıyı dağıttım

    Van gogh bana bakıyordu deli gözleriyle bakıyordu

    Ellerim titriyordu bir dakar yolculuğu kuruyordum

    Güya bir şilebin kıç güvertesinde durmuştum

    Nabızlarım bir deniz fenerinin gözlerinde atıyordu

    Asor adalarında on sekiz mısramı unutmuştum

    Onlar beni terk etmişlerdi yalnız kalmıştım mahvolmuştum

    Sen beni terketmiştin bunu yalnız serdümen biliyordu

    Geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk

    Seine kitapçılarında villon'un şiirlerini buldum

    Nehir yürek gibi kabarmıştı rüzgâr esiyordu

    Bir hafta her gece villon'dan bir şeyler okudum

    Sen benim şiirlerimi okudukça ağlayacaksın

    Seni iç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim

    şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım

    Sacre-coeur'de armonik çalsaydım dilenseydim

    Seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım

    Belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu

    Kaldırımlara renkli tebeşirlerle katedral resimleri çizerdim

    Kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi

    Bistroya yıkılır çırılçıplak bir quantro içerdim

    Lucie-anne yine gelir yine bana senden bahsederdi

    Lucie-anne neden gelir neden bana senden bahsederdi

    Benim bu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor

    Kendimi yerden yere vuruşurumu içimdeki zehiri

    Bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor

    Odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar

    Sen o çocuk değilsin sen artık çocuk değilsin

    Dudakların eskisi gibi beyaz değiller biliyorsun

    Sen gözlerini kaybettin gözlerini bunu biliyorsun

    Ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum

    Sen artık bir din değilsin bunu biliyorsun

    Eiffel'in dibinde durduk ben bir cıgara yaktım

    Saint - dominique sokağında şehir ışıklarını yaktı

    Içim büyük karanlıktı ellerimi göğe uzattım

    Soluk bir sisin arkasından yüzün gözüküyordu

    Gece inmişti takım takım yıldızlar gözüküyordu

    şimdi sen başka bir şehirdeydin saçlarını kesmiştin

    Dudaklarını boyamıştın bu seni tamamen değiştirmişti

    Rüyana erkekler giriyordu hem çıplak giriyordu

    Aklına ben geldiğim zaman utanıyordun

    Onların arasında değildim çünkü ben yoktum

    Ben paris'te kalmıştım adresim ezberindeydi

    Her cumartesi istesen bir kart gönderebilirdin

    Ne var ki bunu hiçbir zaman yapmayacaksın

    Kendimden kurtulmak için gölgemi koridorda astım

    Pazar günü sözleşmiştik beni mutlaka bekleyecekti

    şimdi kalkıp gitsem mırç'ı bulacağım malûm

    Sonra vini-prix'den üç litre şarab alacağımız

    şarabın yanına bir şişe rom-negrita alacağımız

    Sarhoş olacağımız malûm şarkı söyleyeceğimiz

    Sonra mırç zehra'dan bahsedecek ben susacağım

    Camlardan bakınca paris'in damlarını göreceğiz
    Bana ancak sabahları telefon edebilirsiniz