Yürüyorum. Daha çok yürüyorum. Hiç durmaksızın, sanki duracak gibi olsam düşecekmişim gibi yürüyorum. Artık bacaklarıma nüfuz etmeye başlayan ağrıyla birlikte yürüyorum. Yanımdan insanlar geçiyor. Bazıları bakıyor bana, bazıları yokmuşum gibi direkt geçip gidiyorlar, bazılarıysa gözlerimin içine bakıyorlar sanki bir şey söylemek istiyorlarmış gibi. Ama hiçbirinden ses çıkmıyor. Sonra tam arkamdan bir ses duyuyorum. Aslında çok uzak gibi ama bir o kadar da yakın. "DÜŞECEKSİN". Duymazdan geliyor ve arkama bile bakmadan yürümeye devam ediyorum. Hayır diyorum kendime, düşmeyeceğim. Belki duracak olursam düşerim. Ama hayır, durmadan yürümem gerektiğinin bilincindeyim. Bacaklarımın ağrısı git gide artıyor. Belime kadar ulaşıyor ağrı. Tam ağrının verdiği hafif bir durma hissiyle yine arkadan, bu sefer daha uzak ama çok daha yakından bir ses "DÜŞECEKSİN". Hayır diyorum düşmeyeceğim. Ağrıyı önemsemeden adımlarımı büyük atmaya başlıyorum.
Ben dün ilk defa ölmek istedim. Ölümü bu kadar çok istememiştim hiçbir zaman. Keşke dedim keşke ölseydim de şu an bunu yaşıyor olmasaydım. Dün ölmek istedim, bugün de istiyorum. Belki yarın alışırım. İnsanoğlu nihayetinde, alışıyor. Neler hissediyor olduğumu anlatmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Sınırlı olan sonsuzluğa sahip bu yazınsal, sözel şeyleri oluşturan hiçbir kelime anlatamaz bu hisleri, yaşananları. Belki hayal kırıklığı deninebilir buna. Aslında çok şey anlatmak istiyorum. İçime doğru değil de tüm çığlıklarımı dışarıya doğru atmak istiyorum. Bağıra çağıra ağlamak istiyorum. Ben dün de ölmek istedim, bugün de ölmek istiyorum.