“Sonsuzluğun Sonrası”na ilişkin yorumunda da belirttiğim gibi, çağdaş felsefenin koçbaşı olan Meıllassoux, bu eserinde de beyin yakmaya devam etmekten geri durmamış.
Ağır felsefi terimlere ilave olarak, okuyucuda kulak dolgunluğunu oluşturmak amacıyla kendi terminolojisini de kullanması zaman, zaman yorucu olabiliyor.
Yine de Sonsuzluğun Sonrası ile giriş yaptığı Spekülatif Materyalizmi “İlahi Yokluk” ile tam anlamıyla olgunlaştıracağına hiç kuşkum kalmadı artık.
Neyse, kitaba dönelim...
Doğal sabitlerin değişmezliğini öteleyerek Hume problemini, problem olmaktan çıkarabilir miyiz ?
Hayalet İkilemini sadece Hristiyanlığa ait Tanrıcılık inancı temelinde Ateizm ile çarpıştırmak yeterli mi?
Descartes’in Tanrısını bir tarafa bırakırsak, Dualizm ve ex nihilo ile realizm arasındaki çatışma alanından da kurtulmuş olmuyor muyuz?
Tanrının mutlaklığı-yokluğu ikilemine, ilahi yokluğu da kapsayacak şekilde “henüz yok” olması argümanı, spekülatif materyalizm ile ne gibi çatışma noktaları doğuracak?
Tanrının bu aşkınlıkta olması, materyalizm ve tanrıcılık arasındaki kutupların mesafesini daraltabilir mi?
Mutlakın bilinememesi ve düşünülemeyeceği, 3’üncü argümanı zaten temelden çürütmüyor mu?
...
Aklımda deli sorular...
Bu soruların bir kısmına, heyecanla beklediğim “İlahi Yokluk’ta”cevap bulabileceğimi ümit ediyorum.
Neticede, mükemmel ve dolu dolu bir eser.
Hakikaten okumakta ve anlamakta bir hayli zorlandığımı itiraf etmem gerek.
Okunur mu?
Kesinlikle okunmalı. Lakin sakın bir kafa ve bol vakit ile sindire sindire...