“Kuram genellikle, üzerinde harcanması gereken çok fazla zaman ve çaba talep edebilir: yalnızca onun hakkında düşünmek yetmez, aynı zamanda onu okumak, öğrenmek ve hatta anlamak gerekir.”
"Felsefe benim ne işime yarayacak, değil mi ki kader var? Tanrı her şeyi yönetiyorsa ve her şey rastlantının elindeyse, neye yarar felsefe? Ne de olsa, hem kesin olan alınyazıları değişmiyor hem de bilinmeyene karşı hiçbir şey yapılamıyor! Öte yandan, Tanrı benim düşünceme yerleşmiştir; ne yapacağıma o karar veriyor ya da kader kendi kararıma uygun hiçbir şey yapmama izin vermiyor! "
Kitap kapağındaki resimden de anlaşılacağ üzere A.M.C.Şengör, dünya görüşüne ve hayatı anlamlandırma mantalitesine göre bir dine inanmiş olsaydı, eminim ki Anaksimandros, o dinin ilk peygamberi; Gazali’de Deccal’i olurdu.
Popper’ın beyaz kuğusundaki bilgi içeriğinin fakir bir varsayım olduğunu kabullenmek; diğer yandan bir elinde odun, bir elinde kandil ile kötekleyecek Aristo’cu aramak...
Tam bu noktada Nilüfer Göle’nin değirmenine su taşımakla kalmıyor, kendin ile de çelişiyorsun Celal’im!!!
Bilim insanı, bir köşeyi kendine mesken bellememeli!
Tapılan ve bundan sonrası yok denilen, Newton mekaniği bile harcandı gitti mecidiye gibi...
Neyse, biraz höykürdüm hocaya ama hakkını da teslim etmeden olmaz.
Otomobil ile seyir halindeyken bir yandan Paris sokaklarındaki hayat kadınlarını temaşa edip diğer yandan, yan koltuktaki Jacques ile bilim-halk ilişkisi üzerine istişarede bulunabilecek yetenekte bir zeka.
İlim sahibi olmasının yanında; bildiklerini akıcı olarak kaleme dökmekte de üstün bir yeteneğe sahip.
İlave olarak belirteyim. Rızasız ilişkiye şiddetle karşıyım ama Mağaraya dönme heveslisi Feyerabend’e resmen tecavüz eden satırları okudukça içim soğudu.
...
Son kelamda;
Popüler bilim adına zamana sarı olarak çeşitli platformlarda yayılanmiş olan makalelerin, derlenemesinden müteşekkil bu eserin her okuyucunun kitaplığında bulunması gerektiği kanaatindeyim.
Müthiş bir eser.
Okunur mu?
Okumayanın kaynanası yatıya gelsin.
Bilgiyle SohbetCelâl Şengör · Türkiye İş Bankası Yayınları · 20211,070 okunma
Günümüz bilimindeki “nasıl” sorusuna verilebilecek cevapların enflasyonist şekilde pik yaptığını açıkça gözlemlemekteyiz.
Bu inanılmaz ilmi gelişmenin, İnsan merakında da meyletme değişikligine yol açacağı ve “neden”sorusuna evrileceği pek aşikar görünüyor.
Soru kalıbındaki bu evrilişin, Russell Stannard gibi Hristiyanlık inancını materyalizm ile barıştırma çabasındakiler için tam bir puslu hava oluşturması gayet normal. O da bu puslu havanın nimetinden yararlanmak amacıyla, kararsız çoğunluktaki yolunu kaybetmiş antilop yavruları için bir derleme yapmaktan kendini alıkoymamış.
Her ne kadar, tüm ruhani inanışlara yer verildiği iddiasında olunsa da; Hristiyanlık propagandasından ilerisi olmayan sığ bir aklama derlemesi.
Okumaya başlamadan önce John Templatton vakfının çorbadaki tuzuna önyargılı olmamak için kendimi telkin etmekten geri durmadığımı bilmenizi isterim.
Lakin bu yorumumdan sonra, sıradaki Templatton ödülünün şahsıma verilmesi ihtimalini de pek olası görmüyorum.
Kitabı okuduktan sonra, fıtratına göre;
A- Bunlar bıraktığım yerde otluyorlar...
B- Einsten fırsat bulamadığı için Sinagog’a gidemiyordu...
Gibisinden değişik uçlardaki görüşlere kanaat getirebilirsiniz.
Özetle;
Fikrine yer verilen tüm yazarların akademik ünvana sahip olması,sizi farklı bir beklenti içine sokmasın. Bilimsel keşiflerin bolluğundan cihetle, “nasıl”sorusunun nedenselliğe evrilişini Hristiyanlık inancını nemalandırma fırsatına çevirme gayretinden ibaret A haber kıvamında bir kitap.
Yine de, her okuyan meşrebine uygun çıkarım yapabilir.
Okunur mu?
Okumayan çok şey kaybetmez.
28 Mayıs 1665'te Sabetay kendini Mesih olarak ilan etti ve Nathan derhal Mısır, Halep ve İzmir'e mektuplar yollayarak, Kurtarıcının çok yakında Osmanlı Sultanını bozguna uğratarak, Yahudilerin sürgününü sonlandıracağını ve onlara, Kutsal Topraklara dönmek için liderlik yapacağını ilan etti.