uzra

Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·520 syf.·
2022 33. kitabı
“Her medeniyetin kendi tanrısını buluşu ve nasıl ete, kemiğe büründürdüğünü, ontolojik sıralamaya uygun ve realist bir bakış açısıyla önyargısız şekilde okuyucuya sunan Armstrong yine kaliteli bir “Eser”e imza atmayı başarmış. Kendi yaratıcısını yaratma becerisini geliştirebilen tek canlının ibretlik kaypaklığını nede güzel dile getirmiş. Hayran olmamak elde değil. ... Dinin, insan mantığının çözmesi gereken sorulara yanıt vermekle mükellef olmadığı... Haydaaaaa... Paleolitik emmioğullarından, bitirim “Z” kuşağına evrilegelen biz maymunumsular gerçekten mantığın çözmesi gereken her problemi dinin çelimsiz omuzlarına yüklememekle hata mı ettik? Vay bacım vay!!! 20’inci yüzyıla gelindiğinde, zamanında mağara duvarlarına nakşettiği yaratıcısının boğazına bıçak çalacak derecede bencilleşen ve dünyevi zevkini ön plana çıkaran Adem’in pis çocukları... Aslına bakarsanız, Homo Religiosus dürtüsüne doğuştan sahip bir bireyin, sekulerizmin ayak sesleriyle Tanrı’yı öldürmeye fırsat yakalaması ve hançerini bilemeye başlamış olması ne kadar ironik görünse de o keçinin sırtına yüklenen günahlardan bir gün bıkarak, heybesi dolu bir şekilde ufka bakan yamaçlardan usul usul şehre doğru inmesi gayet olası görünüyordu. ...ve öylede oldu. Yorumun başında da değindiğim gibi, Dinin, insan mantığının çözmesi gereken sorulara yanıt vermekle mükellef olmaması, her çağın ihtiyacı olan ayrı bir tanrı kavramı oluşturulmasında en büyük parametre gibi görünüyor. Bilgi çağı olarak adlandırdığımız 21’inci yüzyıla ramak kala, her sorunun cevabını almaya niyetli olmadığımız “Tanrı”yı, bilmediğimiz çok az şey kaldığı küstahlığından cesaretle, öldürmeye cüret etmemizin bir izahı olabilir mi? ... Neticede, Kan Tarlaları ile din olgusunun yönetim ve kümeleştirme vasfını ne şekilde
Tanrı SavunusuKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 201971 okunma
9/10
·608 syf.·
2022 26. kitabı
Berrak deniz ve kızgın kumların birbiriyle oynaştığı KKTC’den selamlar... Miskin bir okuyucu olmanın, güneşin ve fiestanın dibine vurmanın keyfini yaşadığım şu günlerde, son sayfasını henüz emcüklediğim “Kan Tarlaları” ndan bahsedeceğim. Abartmadan giriş yapmak istiyorum lakin içim buna elvermiyor. Bu kitap okuduğum en kaliteli ve keyif verici eserler arasında ilk üçe girmekle kalmayıp 1’inci sırayı zorlayabilir. Mükemmel ötesi bir kitap. Okurken o kadar keyif aldım ki, bitmemesi için yemeklerden sonraki sevdiğim tatlı niyetine gıdım, gıdım çatallamak zorunda kaldım. Din ve şiddetin tarihini; tüm coğrafî bölgeleri kapsayarak, kronolojik sıralama ile aktarmayı başarmış. Batılı tarihçi hastalığı (BTHPV) olan “Müslüman Odunlama Kafasından” uzak, tarafsız ve gerçekçi... Sadece Semavi dinler değil Budizm, Taoizm, Konfiçyüsçülük ve lokal bir çok inanış... Her birinin siyasal olarak nasıl manipüle edildiğini öğrendikçe, kültür ve inanışlar arasındaki kılıç kalkan oyununun aslında din kökenli değil, yönetim stratejisinden kaynaklandığını görmemizi sağlayan zihin yakıcı bilgi dolu bir eser. Kitap hakkında daha fazla övgü dolu cümleler kurmak için içimde sonsuz heves var. Lakin kızgın kumlar ve ılık Akdeniz suyu, sol omuzumdaki melek ile iş birliği içinde. Okunur mu? Okumayan çok şey kaybeder. İçtenlikle, mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Dip Not: Her ne kadar kötü bir çeviri yapmış olsa da, bu kitabın ırzına geçmeyi başaramayan İrem Sağlamer’e de selam olsun. @pegasusyayınları
Kan TarlalarıKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 202128 okunma
“Bilge ve hayli etkili Muhyiddin ibnü-l Arabi (1165-1240) Tanrı’ya inanan bir insanın bir sinagogda, camide, tapınakta ya da kilisede kendisini aynı ölçüde rahat hissedeceğini öne sürüyordu çünkü hepsi de geçerli bir Tanrı algısı sunuyordu: “Bütün sureleri kabul eder hale geldi kalbim. Rahiplerin manastırına, putperestlerin tapınağına, ceylanların otlağına, hacıların Kâbesi’ne, Tevrat’ın levhalarına, Kur’an’ın sayfararına döndü kalbim. Benim dinim sevgidir. Nereye giderse gitsin kervanları, sevgi dinidir dinim ve imanım.”