Öğle yemeği için okulda kalırlardı ama normalde yemekten sonra oğlanlardan biri eve gelirdi ve eğer saat birden önce eve gelmeyi başarırsa, o zaman babaları küçük kızı abisiyle birlikte kreşe yollardı.Ama oğlanlar küçük kızı götürmeyi sevmiyorlardı.Babaları da sevmiyordu işin doğrusu. Görevli kadına ara sıra merhaba demek anlamına geliyordu bu.Oradan her ayrılışında kendini budala gibi hissediyordu.
Yakındaki ağaçlardan birinde bir kuş ötüyordu.Tu tu tu tuyiii. Tu tu tu tuyiii.Kör olası küçük kuş ve onun kör olası küçük kalbiyle ruhu.Tu tu tu tuyiii. Ne arıyordu ki? Ciftleşecek birini. Küçük bir dişi. Minicik bir tatlış. Ah günah. Ah ah ah. Ah ah ah. Gene de epey üzücü bir şeydi bu. İnsanın gözleri yaşarıyordu. Keşke Frank şu ağaca bir tuğla fırlatabilseydi de kuş da defolup gitmek zorunda kalsaydı bu,bu perişanlık diyarından.
Çocuk sahibi olmayı seçmek, kaosu, karmaşayı ve gerçeği seçmektir.Çocuklar kendilerini size mümkün olabileceğini asla düşünmediğiniz bir şekilde sevdirecekler.Ayrıca sizi, kaçmaya çalıştığınız tüm o acı verici ve tatsız duygularla karşı karşıya bırakacaklar.Çocuklar size kendiniz hakkında ve sahip olabileceğiniz en önemli sorumluluğun gereklerini yerine getirememenin nasıl bir şey olduğu hakkında ders verecekler.Size derin bir şefkat gösterebileceğinizi ve aynı zamanda kesinlikle anne olmadan önce hayal ettiğiniz gibi iyi, sakin, yetkin, net düşünen, gelişmiş bir insan olmadığınızı öğretecekler.
Çocuklar asla kolay değildir,bu yüzden mutluluğunuzu desteklemek için çocuk doğurmayın ya da evlat edinmeyin.Ve eğer hayatınızın amacı tam bir dinginlik, sükunet ve sadelik içinde yaşamaksa ya da sözünüzün kesilmesi sizi korkutan bir şeyse veya tamamen dikkat ve adanmışlık gerektiren bir yaşam yolundaysanız, çocuk sahibi olmayın.Çocukların bir " çözüm olmadığını da unutmayın.Anne Lamott'un bize hatırlattığı gibi, çözümü"çocuk" plan hiç bir sorun yoktur.