“Diyorum ki, madem bu insanlar her şeyi bu kadar çok biliyorlar, emretsinler de ileride taylar dünyaya başlarının yanlarında değil alınlarının ortasında gözlerle gelsin. Hep doğadan iyisini yapabileceklerini ve Tanrı’nın yaptığını düzeltebileceklerini sanıyorlar.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Tabii öyle,” dedi Sir Oliver, “bence bu moda dünyadaki en kötü şeylerden biri. Örneğin köpeklere neler yaptıklarına bakın. Cesur görünsünler diye kuyruklarını keserler, yırtıcı görünsünler diye güzelim kulaklarını kesip sivriltirler; inanılır gibi değil! Bir zamanlar çok iyi bir arkadaşım vardı, küçük kahverengi bir av köpeği, adı Skye’dı. Beni öyle severdi ki, bölmemden başka yerde uyumazdı. Yemliğin altını kendine yatak edinmişti; orada şirin mi şirin beş küçük yavrusu oldu. Değerli bir cins oldukları işin insanlar yavruları götürüp boğmadılar. O yavrularla nasılda gururlandı! Gözleri açılıp etrafta emeklemeye başladıklarında gerçekten çok tatlıydılar. Fakat bir gün adam gelip hepsini götürdü. Yavruları ezerim diye korktuğunu sanmıştım. Ama iş öyle değilmiş. Akşam zavallı Skye yavruları ağzında birer birer geri taşıdı. Ama o eski, cıvıl cıvıl küçük yaratıklar yoktu artık, kanlar içinde acıyla ağlıyorlardı. Hepsinin kuyrukları ve güzelim kulakçıklarının yumuşak sarkık kısımları iyice kesilmişti. Anneleri onları nasıl yaladı, ne kadar üzülmüştü zavallı şey! Hiç unutmadım bunu. Zamanla iyileştiler ve o acıyı unuttular. Ama kulaklarının hassas kısmını tozdan ve yaralanmaktan koruyan o güzel yumuşak sarkık kısım bir daha gelmemek üzere gitmişti. Neden güzel görünsün diye kendi çocuklarının kulaklarını kesip sivriltmiyorlar? Neden cesur görünsün diye burunlarının ucunu kesmiyorlar? Birisi ne kadar mantıklıysa diğeri de öyle. Tanrı’nın yarattıklarına acı çektirip güzelliklerini bozmaya ne hakları var?”