İnsan yüzü görmek istemiyordum; neşe ya da memnuniyet seslerinin tümü işkenceydi benim için. Yalnızlık tek avuntumdu... derin, karanlık, ölüm misali yalnızlık.
Olgun bir insan her zaman sakin ve huzurlu bir zihin yapısını korumalı; tutkuların, geçici bir arzunun sükûnetini bozmasına asla izin vermemeli. Bilgi peşinde koşmak da bu kurala istisna teşkil etmez bence. Üzerinde yoğunlaştığınız çalışmalar sevgi hissinizi zayıflatıyorsa, basit şeylerden aldığınız, dışarıdan hiçbir şeyin karışmaması gereken tadı yok ediyorsa, o çalışmalar uygunsuz demektir; yani insan zihnine uymazlar.
Her gün gördüğümüz, varlığını varlığımızın parçası bellediğimiz birinin ebediyen çekip gittiğine zihnin ikna olması çok zaman alıyor... Sevdiğimiz gözlerdeki parlaklığın söndüğüne, çok tanıdık, kulağımıza çok hoş gelen bir sesin susabildiğine, bir daha asla duyulmayacağına da... Bunlar ilk günlerin düşünceleri. Fakat geçen zaman bu musibetin gerçekliğini kanıtlayınca, kederin asıl yakıcılığı başlıyor. Lakin o hoyrat el, kimlerin arasındaki güzel bağı koparmadı ki?