B ir zamanlar hac, muazzam bir ibadet olmasının yanında, neredeyse ömrün içinden koparılıp alınmış uzun bir seferdi. Bugün birkaç valiz, birkaç resmî işlem ve saatlerle ölçülen kolay bir yolculuk gibi görünse de eskiden öyle değildi. Hacca gitmek, insanın evinden çıkarken ardına bir ihtimal de bırakması demekti: ya dönebilir ya da yolcuğuluğun şartları nedeniyle dönemeyebilirdi.
Kitabı bitirdim ve kafamın içinde küçük bir tartışma programı başladı diyebilirim. Bir yanım “aman beden bütünlüğü” diyor, diğer yanım “birine hayat olmak varken?” diye susmuyor.
Yazar sağ olsun,
Kalkmaya davrandı. Ne var ki, sokağın başından yalpalayarak gelen arabanın farları gözünü aldığında, canından korkup dikkat kesildi. "Ahh gavur!" dedi kendine: "Nasıl da tatlı canın!" Sarhoş araba gelip geçti önünden. Gözlerini, her an bir kazaya hazırlık yaparcasına kısmıştı. İşte tam o sırada gördü köşeyi dönmekte olan başı öne eğik, elinde küçük bir valizi ile kadını. Valiz, haylaz bir çocuk gibi gelmemek için direniyordu sanki. Belli ki sürüklenirken canı yanıyordu. Kadın umursamazca çekiyordu onu, kendi düşüncelerinin ağırlığıyla, derinlerine sürüklenirken. Göz göze gelme olasılığının olmadığına kanaat getirince, daha irdeleyen bakışlar atmaya başlamıştı adam. Kimdi bu kadın? İlk defa görüyordu onu, bu küçücük kasabada.
Karşı kaldırımdan, ağır ağır yaklaşan kadının yüzü belirginleştikçe, hüzünde artıyordu sanki. Kadının ağladığı belliydi. Beklenmedik bir şey oldu ve kadın karşıya, bankların sıra sıra dizildiği adamın oturduğu tarafa yöneldi. Yaramazlık yaparken yakalanan çocuk misali telaşlandı adam. Saklanmak, ufacık olmak istedi o an. Lakin kadının kendi cehenneminden başını kaldırıp dünyayı görecek hali yoktu. Hemen yanındaki diğer banka oturdu. Oturmak denilmez aslında, yığılmak daha doğru bir tanımlama olurdu. Karşısında dimdik duran valizinin üzerine ellerini koyup, yüzüne yastık yaptı.
Bu erken gelen özgürlük, tıpkı işlek bir sokakta ne tarafa gideceğini bilemez halde ağır bir valiz gibi taşıyormuş gibi, kaderini omuzlarında taşımasına sebep oldu.
Kitap cidden sadece devam kitabı olsun diye yazılmış. Çiftimiz arasında doğru dürüst bir olay yok sadece birbirlerine karşı sürekli tripliler. İlk 200 sayfa boyunca sadece Derin'in travma üstüne travma olan hikayesini okuyoruz. Bu konuda cidden abartılmış bir kitap.
Kitap yaklaşık 3 hafta hatta belki o kadar bile olmayan bir zamanda geçiyor ve bu kadar kısa sürede bu kadar fazla olayın olması zar zor kapatılmış bir valiz gibi. Kitap daha uzun olabilip daha da okunabilir bir hale getirilebilirdi.
Ayrıca bir yanlışlık olmuş, kitap 301 sayfadır..
Bul Beni 2Beyza Alkoç · İndigo Kitap · 202652 okunma