Puan vermedi·268 syf.··
2026 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 15:07
Merhabalar. Çok güzel bir aşk hikayesi ile geldim. Ben eseri cok beğendim. İlk önce okuduğum zaman bu kitabı sadece kadınlar okusun demiştim, erkekler okumasın. Erkek kahramanın hayat tarzı, kadınlara karşı tavrı ve yanlış örnek olabilecek diye genç erkeklerin okumaması taraftarıydım. Lakin kitabın gedişatı bu fikrimi az da olsa değiştirdi. Ve bir erkeğin alışkanlıklarını değiştirecek bir kadın gelip geçer hayatından..... Ve Aşka inanmayan ve bunu bir oyun olarak gören kişiyi sarsarak değiştirmesi.... Ve bu aşk bazen kiminin hayatında başlangıc, kiminin ise...... Bazen bazı hadiseler ve olaylarda karşılıklı oturup konuşup çözmek yerine hayatı zorlaştırıyoruz nedense... Suskunluklar, dargınlıklar..... Ve hırslarımız..... Kadın ruhunu bilmiyorsan, duyduğun korkunç acının derecesini hiçbir zaman anlayamayacaksın....
Alıntı
Valse DavetMichael Drumes · Anıt Yayıncılık · 198242 okunma
BEYAZ GECELER GERÇEKTEN BİR AŞK HİKÂYESİ Mİ?
Puan vermedi·218 syf.··
2026 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 17:19
Hayalperest haksızlığa mı uğramıştır, Nastyenka ihanet mi etmiştir? Dostoyevski hikayenin içinde bu soruların hiçbirine cevap vermez; bizi kendi vicdanımızla baş başa bırakır. Beyaz Geceler, her ne kadar bir aşk hikâyesi gibi görünse de, derinlerde okuru Hayalperest ile Nastyenka arasındaki fark üzerinden sınamaya çalışıyor. Kahramanımız Hayalperest ile onun hayatına bir öykü katan Nastyenka’yı biraz çekiştirelim şimdi. İsmini dahi kullanmayan, hatta kendisinden söz ederken bile üçüncü tekil şahsa sığınan; kendini “Hayalperest” diye adlandıran anlatıcı gerçekten de bir hayalperesttir. Yaşamla arasına hayallerini koymuş bir karakterdir. Temasta bulunmaz, riskten kaçınır ve hayatı yaşamak yerine onu düşleyerek katlanılabilir hâle getirir. Nastyenka ile karşılaşması, onun için bir aşk değil; hayata ilk kez gerçek bir şeye temas ettiği andır. İlk kez kendisini bir başkasına anlatır. Bu yüzden sevdiği şey Nastyenka’nın kendisi değil, onunla birlikte hissettiği yaşamın gerçekliği, canlılık ve anlam duygusudur. Bu anı yüceltir. İnsan, hayallerle kendini korudukça hayattan da uzaklaşır. Sığınağına, hücresine çekilir ve bekler. Beklemek = ertelenmiş yaşamdır. Fakat nihayetinde bu da Hayalperest’in bilinçli tercihi. İnsanız; ne tam bir hayalperestiz ne de tam bir gerçekçi. Okurken, Hayalperest’te yaşama karşı duyulan ürkekliğin insanı nasıl güvenli alanlara kapattığını gördüm. Yalnızlık onun başına gelen bir kader değil, seçtiği ve olduğu bir hal... Nastyenka ise henüz on yedi yaşındadır. Yalnızlığı kendi tercihi değil, kendisine dayatılmıştır. Büyükannesinin eteğine iliklenmiş, dar bir hayatın içindedir. Onun dünyasında kiracı, bir aşktan önce bir kapı; ilk kez özgürlük ve değer hissinin aralandığı bir eşik. Adam onu kandırmıyor, umutla da bağlamıyor. Gitmesi gerektiğini
1000Kitap
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,2bin okunma
Reklam
9/10
·248 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 19:34
Uzun zamandır kitaplığımda olan Işığın Hızı kitabını bir solukta okudum. Kitap bir yana, Çevirmen Gökhan Aksay özenli, akıcı ve başarılı çevirisi de ayrıca bende hayranlık uyardı. Kitabı nasıl aldım, kimin tavsiyesi, nerede gördüm de aldım hiç hatırlamıyorum. Ama iyi ki alıp okumuşum. Daha önce Javier Cercas kitabı okumamıştım. Bir yazar daha eklendi listeme. Kitap ilk sayfalarda pek akıcı değil, nasıl ilerleyeceği, hikayenin nereye gideceği konusunda hiç renk vermiyor. Yavaş yavaş merak uyandırıyor ama sonradan akmıyor, çağlıyor. Okuduğum kitaplarda sevdiğim ressam, sanatçı, yazar, sanat eseri ya da yerler geçiyorsa ayrı bir bağ kuruyorum yazar ile. Bu kitapta da ressam Modigliani (instagram sayfamda daha önce bir tablosunu paylaştım), yazarlar Thoreau, Hemingway, klasik müzik bestecisi Dvarok (yine bir gönderiye eklemiştim, Serenade in E major, Op: 22: II. Tempo di valse dinlemenizi tavsiye ederim) isimlerinin geçmesi beni ayrı etkiledi. Yazar ile aynı zevklere sahip olmak beni daha çok bağladı kitaba. Daha öncede yazdığım gibi kitabın konusunu anlatmayı sevmiyorum. Kitapta iki önemli karakter var, biri anlatıcı ve diğeri anlatıcının İspanyolca dersi vermek üzere gittiği üniversitede yolları kesişen Rodney. Rodney savaş karşıtı olduğu halde Vietnam Savaşı’na katılmış, savaşta birçok katliam gerçekleştiren bir timde yer almış. Katliam satırlarını okurken aklıma Han Kang’ın Jeju Adası’ndaki katliamı konu alan Veda Etmiyorum kitabı geldi. Orada da katledilenlerin yaşantısı anlatılıyordu. Kitapta yazar üstü kapalı değinmiş, siyasiler hırsları uğruna Dünya’nın öbür ucuna savaş açıp, asker gönderiyorlar, sizi hiç istemediğiniz bir savaşın içine sokuyorlar, kendileri ise hayatlarına devam ediyorlar. Bu satırları yazarken aklıma Murathan Mungan’ın yazdığı gibi “ya
Işığın HızıJavier Cercas · Everest Yayınları · 202099 okunma
Puan vermedi·166 syf.··
2025 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 15:51
“Doğrudan da, bizim musiqi ifa etməyimizin nə əhəmiyyəti vardı yer üzündə bu qədər elektronik cihazların səhvsiz şəkildə edə bildiyi bir şeyi biz niyə öyrənirdik? Çünki, biz bir dəfə çaldığımız mahnını bir daha əsla eynisi ilə çala bilmərik. İçində xoşbəxtlikdən güllər açan bir gündə çaldığın Valse ilə təlatümlü duyğuların bərqərar olduğu bir günd ə çaldığın Valse əsla eyni ola bilməzdi…. Bəlkə də, önəmli olan çalarkən etdiyimiz səhvlərin qatdığı duyğular idi, qəlbimizin sarı simlərinə toxunan….” Son oxuduğum bu kitab həyata baxışımı dəyişdirəcək güclülükdə olan bir kitab idi. Sakitləşməyi, həyatı tələsərək yaşamamağı, yaşadığımız ən gözəl və hüzünlü anların belə bir daha qayıtmayacağını bir daha ən gözəl şəkildə xatırlatdı. Həyatın acısı da,şirini də keçicidir və əsası heç bir zaman nə etsək də, mükəmmələ çata bilmərik, daim inkişafda olmağımızdır keçdiyimiz həyat yolunu gözəl edən. Özümüzü səhvlərimizlə belə sevməyimiz, zəif cəhətlərimizin bəlkə də ən güclü tərəflərimizi yaratdığını bilməyimiz lazımdır. Və bir gün bir dəniz kənarında, günəşli və məxməri bir payız səhərində dalğaların səsi ilə ahəngdə olan düşüncələrim və çayən istisi mənə əslində xoşbəxt olmağım üçün bundan daha gözəl heç nəyə ehtiyacım olmadığını xatırlatdı.
Kusurdaki Bilgelik Wabi - SabiNobuo Suzuki · Nepal Kitap · 202486 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2025 20:03
Salon Köşelerinde Pazartesinin yorgunluğunu güzel bir klasikle atmaya ne dersiniz? Haydi o zaman biraz danss Safveti Ziya'nın 1898 yılında Servet-i Fünun dergisinde bazı kısımları sansürlenerek tefrika edilmiş sonrasında da 1912 yılında kitap olarak basılan batılılaşma alanında yazılan ilk klasiklerdendir. İstanbul'un Avrupai eğlence yerlerini ve dönemin erkek, kadın kıyafetlerini en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır. O yıllarda aşkın saflığı ve kadın erkek ilişkilerinin nasıl ilerlediği ele alınmaktadır. İstanbul'lu genç delikanlı Şekip ile İngiliz tacirinin kızı Lidya, ecnebilerce düzenlenen bir baloda tanışırlar. O an birbirine aşık olan iki genç önceleri birbirleri ile zıtlaşsalarda sonrasında aşka yenik düşerler. Yabancı kız, Türk erkekleri hakkında merak ettiklerini Şekip Beye sorar, Şekip Bey de gayet güzel bir şekilde Türk erkeklerini temsil eder. Yazarın kendi hayatından kesitleri ele aldığı da söylenmektedir. İstanbul da yaşayan ecnebiler ile Türklerin aralarındaki ilişkileri batılılaşma tarzında tanıtan önemli bir eserdir. Şekip ile Lidya nın aşkı nasıl bitecek? Şekip aşkını mı? Yoksa vatanını mı seçecek okuyup göreceğiz... İstanbul'un en gözde mekanı Pera Plas da sizleri eşsiz bir valse davet ediyorum... Haydi o zaman biraz dansss #salonköşelerinde #safvetiziya #türk #klasikleri #bilgekültürsanat #bilgekültür #okudumbitti #reklamyok #kendimaldım #istanbul #perapalas #balo #dans #vals #aşksözleri #eski #zaman
1000Kitap
Salon KöşelerindeSafveti Ziya · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,564 okunma
Baskı Rejimi'ne Karşı "Haydi Vals Efendim!"
7/10
·160 syf.··
2024 44. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2024 01:38
1898'deyiz, Pera Palas'ın inanılmaz yeni ve görkemli olduğu, valslerin, şampanyaların havada uçuştuğu, (en sevdiğim), Türklerin alafranga adetlerle tanışıp âşina olduğu, öte yandan da 2. Abdülhamid'in baskı rejimiyle imparatorluğu yönettiği, kitap ve gazetelerin toplandığı, padişahı eleştirmenin mutlak cezayla sonuçlandığı istibdat günleri... Anlayacağınız, bir yanın bahar bahçe, bir yanın ise yaprak döktüğü zamanlar yine. 1898'de yazılıp sansüre uğramış ve 1912'de sansürsüz haliyle yeniden yayımlanmış bu metin ise, Şefik Bey'in Pera Palas'ta tanıştığı İngiliz Lydia'ya duyduğu aşkı anlatıyor. Efendim devamlı valsler ediliyor, ne olsa haydi vals deniyor, yemek yeniyor, vals ediliyor, kavga çıkıyor, vals ediliyor, çay içiliyor, vals ediliyor... Sonsuz bir vals döngüsü var metinde. Şefik Bey de öyle bir vals ediyor ki, tüm yabancıların dili tutuluveriyor, "Aa bu Türk nasıl böyle vals eder? Amanın!" diye şaşıp kalıyorlar ve böylece Lydia Hanım'ı da etkilemiş oluyor. Ardından sayfalarca vals anlarını okuyoruz bu ikilinin... (Vals yapmak değil miydi o ya, kitapta hep "vals etmek" denmiş). İlkkan sen bu vals meselesini kafanda apayrı bir yere koymuşsun... Bana kalırsa, dönemin portresini çizmesi açısından oldukça başarılı bir metin fakat Şefik Bey'in monologları eksik kalmış gibi... Öyle ki baskı rejiminde yaşamak, bir yandan da kendi ülkesinde baskı nedir bilmeyen yabancı insanlarla böyle haşir neşir olmak ve onların asla anlayamayacağı dertlerle boğuşmak kolay iş değil, bu sebeple keşke biraz daha çok okusaydık onun düşüncelerini, çatışmalarını... (Mesela ben şimdi bi' İngiliz'e gidip nasıl "Bizim ülkede yılbaşı ağaçlarını bıçaklıyorlar" diyeyim?) Ortadoğu ve Balkanların en iyi dansçısı, Şefik Bey, valse biraz ara verin de politik lakırtılar edelim efendim.
Salon KöşelerindeSafveti Ziya · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,564 okunma
Reklam
Reklam