Bazen öznenin bu dönüşümü bir özgürleşmedir. Bazen bizi boğan şey karşısında biz vazgeçiştir. Çatlak büyür. Mücadele etmek artık mümkün değildir. Kopmak, kendine ait olanları, işini, ülkeni terk etmek, taahhütlere, verilen sözlere, vefaya galip gelen bu güce boyun eğme hakkını kendine vermektir. Olmayı beceremediğimiz veya sürdüremediğimiz kişiymiş gibi yapmayı bırakmak. Sadık olmak isterdim, ama buna gücüm kalmadı, yoğunluğuyla beni hayatta tutan başka bir şeye ihtiyacım var. Bundan böyle bir an için bile eskiden olduğum kişi olamam. Farklılık içime sızdı. Kendime ve başkasına sadakati, bir tiyatro oyununa ve sahtekarlığa dönüştürdü.
Başkası olma imkanı ve özgürlüğü, aşk ve sevgi yanılsamalarını acı şekilde ortaya çıkarır: bir sahiplenme ve yakınlık yanılsaması, sevilmenin şeffaflığı yanılsaması. Yakınlık bazen yalnızca bir intibadır. Başkası söylediği veya yaptığı ve o ana kadar hayal bile edilemez görünen bir şeyle bizi daima şaşırtabilir, sarsabilir, afallatabilir. Bana ait olmamak bir yana, endişe verici bir yabancılıkla saf bir sürpriz, tamamen başka biri haline gelebilir her zaman.
Değişmek zorunlu hale gelir. Hakikat kaygısı nedeniyle, ama ayrıca yaşanması, edimlere kaydedilmesi, dünyaya kendisini göstermesi gerektiğini için, içerideki bu sapma, en derindeki bu değişme görünür olmalıdır. Artık ne diğerlerinin benim hakkımda sahip olduğu imaja sadık kalmam ne de alışıldık rollerimim üstlenmem mümkündür; çok değişmişimdir.
Bazen artık sadık kalmak mümkün değildir. Arkadaşlara, sevgiliye, aileye ve kendi kendine sadık kalmak katlanılmaz bir hal alır. Artık bağ değil, boyna dolanmış bir ip olan bağlılıklardır bunlar. Bu durumda "Boğuluyorum!"deriz. Sebat artık içsel bir arzunun sonucu değildir; suni bir yapıya, öznenin kendisi gibi kalmak, artık inanmadan oynadığı rolünü sürdürmek için kendisini tükettiği bir çabaya dönüşür. Özne kendinin gölgesinden başka bir şey değildir artık, önceden yaptığı jestleri tekrar eder, ama onların içinde ikamet etmiyordur. Çoktan gitmiştir, eski kimliğinin veya çoktan ölmüş bu ilişkinin dışında, geçmişte olduğu şeyi kendisinin bir karikatürü olarak taklit eder.
Başkalarının beklentilerinin esiri olma duygusunu deneyimlemek için Sartre kadar ünlü olmaya gerek yok; bu beklentiler geçmişte özgürce yaptığımız bir tercihten kaynaklanıyor olsa bile.