Gerçeğin tasdike ihtiyacı var mıdır? Hayır. Tasdikin gerçeğe ihtiyacı vardır. Yalandan ve olmayandan korunmaya ihtiyacı vardır. Ama ihtiyaç, dünyanın acıklı sözü, ihtiyaç ki, varsa, karşılığı yoktur.
Tüm kainat, gelmiş geçmiş yaratılmışlar peşimde, ben hep soluk soluğa idim. Kendi soluğumu duymaktan, uydurduğu efsanesine inanmaktan, hem anlatan hem dinleyen hem hayret eden hem sonunda "Huuu" diyen olmaktan, yerimi tayinden şaşkındım. Koşanın, durmaksızın koşanın yeri neresiydi acaba? Daha hızlandığı ve rahat koştuğu şu bayır mı, altında az soluklandığı şu çeşmenin kenarı mı, sonsuz biteviyelikte uzanan şu kutsal kainat düzlüğü mü, neresi?
Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi.
Gençken her genç gibi genç olduğumun farkında değildim. Bu sebeple "Gencim, şöyle yapayım, böyle edeyim," diyenleri hiç anlamadım. İnsanın içinde olduğu hal ona en yabancı haldir. Deli deliliğini, genç gençliğini, ihtiyar fıkradığını bilmez. Birisi yeri gelir de söylerse bunları duyar, duyar da yine anlamaz. Ah işte hayat bu halle yaşanıyor, hayat habersizken yaşanıyor, yaşanıyor dediğim şöyle üstten geçiyor da aklın başına gelip kendi hayatına dair haberleri aldığında oturup bir bakılıyor, bu da neymiş diye, yine bir şey denemiyor.