Tüm bunlar aklını meşgul etmiş, dünyayı karmaşık, büyük bir mekana, hani her insanın kendi içinde taşıdığı kocaman ama görünmez olan, nedenini tam anlamıyla bilmeden taşıdığı o yüke sürüklemişti. Yani "bizzat ben" olana.
Dünya bunca uzun süredir var olduğuna göre, ölümün uğramadığı bir yer de bulunmasa gerekti. Ne var ki onu en çok, yabancı birinin ölümünden sonra günlük yaşamın düzenine bu kadar hızlı geçilmesi şaşırtmıştı. Özellikle burada, insanların devamlı öldüğü Görbersdorf'ta.
O an içini yakın geleceklerindeki ölümden emin insanların çok iyi bildikleri bir melankoli kaplıyor. Etrafındaki dünyanın bir kağıt ekrana yapışmış boyalı bir dekorasyon olduğunu düşünüyor, hani sanki bu anıtsal manzaraya parmağını koysa doğruca onu hiçliğe götürecek bir delik açacak. Ve o hiçlik oradan sel gibi akarak ona ulaşacak, onu boğazından yakalayacak.