Asıl hikaye şarkıyı her zaman doğru çalıp tamamlamak değildi. Asıl hikaye müziği arzuyla ve tutkuyla hissetmek ve yeniden bir başka notada yakalamaktı. Yani müziği yaşamaktı. Hayatı olduğu gibi.
"Yaşamayı seçmek" dediğimiz gitmek ya da kalmak değildi. "Yaşamayı seçmek" her şeyden önce "yaşamaya çalışmaktı". Bir adayıştı bu. Başkalarını olduğu kadar belki de daha çok kendimizi yarı yolda bırakmamaktı. İlişkilerimiz, fiziksel ve ruhsal yaşamımız, serpilip gelişmemiz için yol açmaktı, yola çıkmaktı. Bir yolculuktu ama gitmek değildi bu. Yaşamayı seçmek için bir yerden, bir insandan, bir işten, bir şeyden gitmek yanılsamaydı.
Bir çocuğun dünyasının bir erişkinden en büyük farkı yaşanan herhangi bir sorunun suçlusu olarak kendini görmesi ve sorgulama kapasitesi henüz yeterince gelişmemiş olduğu için, sanki gerçekmiş gibi bunu tüm kalbiyle kabul etmesi ve buna inanmasıdır. İleriki yaşlarda kaybını sorgularken de çocukken yerleşmiş olan bu inançlar onun peşini bırakmaz. İç ses hiç susmadan arka planda çalışmaya devam eder.
Bizi mağdur edenlere hep haklı gerekçeler ararız ki yaşadığımız bunca acının bir anlamı olsun. "İşte bu yüzden beni acıttı. Şu nedenle böyle davranmak zorundaydı. Aslında doğru olanı yapmaya çalışmıştı." Yoksa bunca kalp sızısının altından kalkmak hepimiz için çok daha zor olurdu.