Bu kitapla ilgili, aslında sadece kendime bir not olarak saklamak istediğimden, buraya karalayacağım konunun çıkış noktası Carol ve Ernest'in, Carol'ın müvekkili hakkında konuştukları şu diyalog oldu:
"Burada şöyle bir paradoks var" diye devam etti Ernest. "Müvekkilin -az daha hastan diyecektim- uğradığı zararla hayatının mahvolduğunu düşünüyor, oysa ona doğru bir şekilde yol gösterirsen, dolandırılmış olmak hayatını kurtaracak. Belki de şimdiye dek başına gelmiş en iyi şey olacak!"
"Bunu nasıl yapabilirim?"
"Ben olsam kendi benliğinin en gizli derinliklerine bakmasını isterdim ve benliğinin merkezinde, özünde, varoluş nedeninin para biriktirmek olduğuna inanıp inanmadığını incelemesini. Bazen böyle hastalara, geleceğe kendi izdüşümlerini çıkarmalarını söylerim; ta ölüm anına, cenaze törenlerinin yapıldığı ana kadar bir izdüşüm, hatta kendilerini mezarda hayal edip mezar taşları için bir yazı hazırlamalarını isterim. Müvekkilin, mezar taşına parayla ilgili takıntısının kazılı olduğunu görse ne hissederdi acaba? Hayatının bu şekilde özetlenmiş olmasını ister miydi?"
Kitabı bitirip de kapağını kapattığımda, bu kitaptan benimle devam edecek yerin burası olduğunu biliyordum. Mezar taşımızda bizimle ilgili hangi takıntımızın kazılı olduğunu görmek istemiyoruz? Aile travmalarımızın mı? Öyle ya da böyle kaybettiğimiz bir miktar paranın mı? Eski partnerimizin bize yaşattıklarının mı? İş arkadaşlarımızın canımızı sıktığı bir dönemin mi? Başarısız olduğumuz bir sınavın mı?
Gün gelip de kaçınılmaz olan gerçekleştiğinde, eğer gömülecek bir cesedimizin var olacağı kadar şanslıysak, hemen başımızın üzerinde nelerin yazması fikrine tahammülümüz yok? Muhtemelen en akla yatkın olan, öldükten sonra bile yaşarken hayatlarımızı yiyip bitirmiş olmasına
DivanIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 20216,7bin okunma
Marshal, iyi ana-baba olmanın, çocukları özerk birer birey olarak yaşamaya hazırlamak, onlara ana-babalarını terk edecek olgunluğu kazandırmak demek olduğunu söylememişti. Adriana, hayatında ilk kez, babasının kendisine dayattığı suçluluk duygusunu benimsemek zorunda olmadığını anlamaya başlıyordu. Annesinin ölmesi onun suçu değildi. Babasının ihtiyarlaması veya etrafında kimselerin kalmamış olması onun suçu değildi.