İlk öncelikle bu kitaba bir puan verebileceğimi düşünmüyorum. Görüşlerim karışık olduğundan kaynaklı bir skaleye koymak epey zor geliyor.
Kitabın Cem'in gözünden başlayıp aslında Enver'in kaleminden çıkması beni biraz şaşırttı açıkçası. Başlangıcı bildiğimden kaynaklı ilk düşüncem Enver'in öldüğüydü ama sonra dedim ki, babası tarafından yalnız bırakılarak benliğinin bir kısmı öldürüldüyse geriye çocuğu tarafından öldürülme hikayesi kalır.
İlk kısım beni bağladı ama ikinci kısım hakkında aynı konuşamayacağım. Psikolojik problemlerin, özellikle aile figürlerin zihinde bıraktığı etki ile sarıldığımız gerçekliklere obsesif şekilde bağlanmamızı harika bir şekilde ele alınmış ama uzun bir süre boyunca istemsizce de sizi buna boğmuş.
Asıl kafamı karıştıran kısım -belki de benim aklım havadadır- böylesine bir belgenin nasıl meşru müdafaa olarak geçebilir ki? Hayale başvurmak gerçeklikleri saptırmak olarak geçmesinin dışında, Enver açıkça "Seni kör etmek istiyorum." diyip babasını gözünden vurması istemsizce silahı ele geçirdikten sonra bilerek orayı hedeflediğini göstermez mi?
Açıkçası Sherlock ile tanıdığım adamın böyle bir esere imza atacağını düşünmezdim. Dönemsel ve kendi ilgi alanının olmadığı bir kitap olduğu fazlasıyla belli. Kitabın başlarında her ne kadar feminizm üzerine gidip gelen bir kitap olacağını düşünsem de, çok geçmeden yanılgıda olduğumu anladım. Anlık gelişen aşklar, anlık gelişen tartışmalar, bir anda kitabın gittiği yoldan bambaşka bir yere sapması ve beraberinde gelen hızlı başlayıp hızlı biten olaylar. Bilmiyorum, belki de kendimi dönemimizin bakış açısından çıkamamışımdır ama pek benlik olamadı maalesef bu kitap.