Kendimden geçmiş oturuyor, ona bakıyordum. Kalbim, küt küt atıyor, damarlarımda kan ılık ılık akıyordu. Tekrar bir aile yuvasında oturmak, saatin tiktaklarını dinlemek, kendi kendimle değil de genç, canlı bir kızla konuşmak, öylesine doyulmaz bir hazdı ki!
Sessizce kendi kendimle konuştum, alaycı bir tavırla başımı omzuma dayadım. Ne diye tasa çekiyordum sanki; ne tıkınacağımı, ne içeceğimi, fani vücut dedikleri bu rezil solucan torbasını hangi çullara bürüyeceğimi düşünerek?