Bu dünyada oynayacak hiçbir rolüm olmadığından, hayatı saf bir hal olarak deneyimleyebildim. Hiçbir inanca ne de herhangi bir geleceğe kanmadan. Ne yaparsam yapayım geleceğin ötesindeydim.
Kainatın varoluş sırrını muhtevi olan o meşhur kelam-ı kibarda, "Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl?" denilerek ifşa edilen ezeli sır muktezasıyla
"Bunlara verilecek en iyi isim bu; Sözde kızlar! Serbest kaldıkları zaman gördüğünüz şeyleri çekinmeden yapan bu mahlüklar, koca aramaya başlayınca sıkılgan, utangaç, tecrübesiz, saf görünmesini de pek iyi bilirler."
(Sayfa: 119)
Sözde Kızlar, yazarın o dönem İstanbul’unda ortaya çıkan, Batılılaşmayı sadece lüks, eğlence, sorumsuzluk ve yozlaşma olarak algılayan bir kesime yönelik sert bir eleştirisini yansıtıyor. Bir tarafta Anadolu’da canla başla süren bir Millî Mücadele vardır; diğer tarafta ise bu mücadeleye tamamen sırtını dönmüş, Şişli ve Beyoğlu barlarında gününü gün eden, millî ve manevi değerlerinden kopmuş bir kitle.
Peyami Safa, bu zıtlığı muazzam bir toplumsal eleştiriyle gözler önüne sermiş. Kitap sadece bir, "yanlış Batılılaşma" ya da aşk romanı değil. Bir milletin varoluş mücadelesi verdiği en kritik tarihi dönemde, başkentin içine düştüğü ahlaki buhranın edebi bir vesikası önemi taşıyor.
Peyami Safa, toplumsal bir yaraya parmak basarken bize şu soruyu sordurur: Ülke yanarken, kendi değerlerine yabancılaşarak ayakta kalmak mümkün müdür?
Dönem romanlarını, toplumsal değişim sancılarını okumayı seviyorsanız, Sözde Kızlar sunduğu tarihi atmosferle zaman ayırmanız gereken bir klasik.
İyi okumalar.
Bir kitabı okurken bu kadar aktif olduğumu, üzerine bu kadar kafa yorduğumu, deliler gibi notlar aldığımı hatırlamıyorum. Hatta size kitabı nasıl anlatacağım üzerine bile fazlasıyla düşündüm. Umarım