Puan vermedi·88 syf.·
2026 16. kitabı
Kör Baykuş’un kapağını nihayet kapattığımda zihnimde uyanan ilk his, bir kitaptan ziyade ağır bir kâbusun içinden uyandığım hissi oldu. Sadık Hidayet bize nesnel, dışsal bir dünya sunmuyor; onun yerine bir insanın kendi zihninin kuytularında kayboluşunu, o sancılı bilincin kendi kendini bir cüzzam gibi yiyip bitirişini satır satır yaşatıyor. Kitap boyunca kendime sorduğum o can alıcı sorunun izini sürerek bu incelemeyi kalabalık eleştirilerden uzak, tamamen bir okur gözüyle kağıda dökmek istedim: Hepimiz günün birinde, içimizde kaçtığımız o kambur ihtiyara dönüşür müyüz? ​Roman, doğrusal bir zaman ve mekan algısını tamamen yıkarak bizi afyon dumanının, sanrıların ve tekinsiz sembollerin hüküm sürdüğü bir ilk yarıyla karşılıyor. Kalemdanlar üzerine hep aynı resmi çizen o yalnız, hayata yabancılaşmış ressamın dünyası, aslında hepimizin içindeki o saf, idealist ve dünyaya estetik bir iz bırakmak isteyen naif tarafı temsil ediyor. Resimdeki o esrarengiz kadına duyulan kutsal ama yıkıcı saplantı, ulaşılamayan o "saf güzellik" idealiyle ilk hırpalandığımız an. Fakat yazar daha ilk 50 sayfada bizi o ağır şokla baş başa bırakıyor: Esrarengiz kadının ölümü, cesedin parçalanması ve eve dönüldüğünde aynada beliren o nefretlik "kambur ihtiyar" yüzü. ​İkinci bölümde anlatıcının çocukluğuna, karısı "Lakka" ile olan o sancılı ve nefret dolu evliliğine geçtiğimizde, ilk yarıdaki sanrıların hayattaki karşılıklarını bulmaya başlıyoruz. Buradaki aldatılma hikayesi, bana kalırsa dış dünyada gerçekten yaşanmış bir ihanetten çok daha derin bir anlam taşıyor. Karısının onu reddetmesi ve aşağılaması karşısında anlatıcının yaşadığı cinsel ve ruhsal iktidarsızlık, onu ağır bir deliliğe sürüklüyor. Karısını bir fahişe olarak damgalaması ve etraftaki tüm kaba, hoyrat, parası olan "dünya
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2026 22. kitabı
Çevresel sürdürülebilirlik: doğayı bugün kullandığımız gibi yarın da sağlıklı bir şekilde kullanabilmemiz için onu şimdiden korumak, temiz tutmak, israf etmemek ve tüm canlılarla uyum içinde yaşamak demektir. Yaz geldi piknikler çoğaldı. Her fırsatı değerlendirenler doğaya atıyor kendini. Mina ve kuzeni gibi. Ailesiyle gittikleri piknikte kunduz ve kaplumbağa görürler. Yeni bilgiler öğrenirler doğruyu söylemek gerekirse ben de onlarla birlikte bu bilgileri öğrenmiş oldum. Kunduz suyun akışını düzenler, kaplumbağalar doğaya zarar vermeden yıllarca yaşarlar. Doğaya zarar vermemeleri, o küçük minnoş hayvanlar kadar bilinçli olmalıyız diye söylemeden geçemiyorum. @t_erdogann ve atölyelerini ziyaret etmezseniz pişman olursunuz. 4 kitaplık bu güzel seri kitaplığımızın en güzel yerini aldı bile. ️️ Kesinlikle TAVSİYEMDİR ️️ @birokuryazargezer @cinaraltiyayinlari
Yeşil Kalkan: Geleceğin MuhafızlarıTuğba Soydan · Çınaraltı Yayıncılık · 20269 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·592 syf.··
2026 27. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 11:28
Sofie'nin dünyasını okurken kendimi küçük bir çocuğun herşeyi yeni yeni kavramaya çalışırken sorduğu soruları soruyormuş gibi hissettim. Bazı bölümler biraz kafa karıştırsa da bazı yerlerde kendimizle ilgili şeyler de bulabiliyoruz. Bence herhangi bir felsefe kitabından daha fazlası.
Duygu ve Düşünce
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma
9/10
·480 syf.··
2026 8. kitabı
Kitabın en çarpıcı yanı, yazarın kendi ruhunu hiçbir teselliye ya da edebi maskeye sığınmadan, adeta yabancı bir cesedi inceler gibi soğukkanlı bir dürüstlükle ameliyat masasına yatırmış olmasıdır. Onun için yaşamak coşkulu bir varoluş sayılamaz her gün yeniden icra edilmesi gereken ağır, mekanik ve zoraki bir zanaattır. On beş yıl boyunca adım adım kendi intiharına yürüyen bir zihnin suskun tecrit halini ve modern dünyanın ortasındaki köksüzlüğünü bu kadar çıplak görebilmek, okurun sığınaklarını elinden alır.
Yaşama UğraşıCesare Pavese · Can Yayınları · 20152,599 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:40
Xu Sanguan’ın hikayesi, insanın sevdikleri uğruna neleri feda edebileceğinin en çıplak resmi. Yazar, bir babanın ailesini korumak için damarlarındaki hayatı nasıl paraya dönüştürdüğünü aktarırken, aslında fedakarlığın zamanla nasıl bir varoluş biçimine dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Kitabın ana teması, yoksulluğun insanı ne kadar çaresiz bırakabileceği ama aynı zamanda o kırılgan ruhun, sorumluluk söz konusu olduğunda ne kadar devleşebileceğini anlatıyor. Bu roman, sadece bir mücadele değil, aynı zamanda onurun sınandığı o en zorlu anların, yaşamın tüm ağırlığına rağmen nasıl göğüslendiğini gösteren sarsıcı bir ayna tutuyor. Bu kitabı, o tozlu kasaba sokaklarında, bir adamın her adımında kendi ömründen bir parça verişine tanıklık ederek okumayı tamamladım. Başlarda sıradan bir çaba gibi görünen bu durum, ilerledikçe bir babanın çocukları uğruna nasıl sessizce tükendiğini, ancak o suskunluğun içinde nasıl büyük bir güce dönüştüğünü gösterdi. Her kan verişinin ardından sığındığı o küçük lokantadaki masasına, onun yalnızlığını ve yorgunluğunu paylaşmaya oturduğumda, aslında sadakatin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu kendi içimde derinden hissettim. Eğer hayatın en sarsıcı, en sahici halini arıyorsanız, Xu Sanguan’ın bu onurlu ve yürek burkan dünyasına mutlaka ortak olmalısınız; çünkü sayfalar kapandığında elinizde kalan sadece bir kurgu değil, kendi yaşamınıza dair sorduğunuz çok derin sorular olacak.
Kanını Satan AdamYu Hua · Jaguar Kitap · 20184,424 okunma
İnsanlığın masumiyetini kaybettiği yer
10/10
·644 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 20:01
İlk cümleyi kurmak bile zor; belki de bembeyaz bir sayfayı katletmenin ilk adımı bu. Neyse, deneyeceğim. İnsanlık tarihinin, hangi din olursa olsun, en çok bilinen ilk hikâyesi Adem ile Havva ve o malum elma meselesidir. Hemen ardından ise Habil ile Kabil gelir. Bilinen en eski, en kadim hikâye; insanlığa dair en kıymetli ders, en sarsıcı kıssa... Anladığım kadarıyla John Steinbeck'in kendi aile hayatından da izler taşıyan bu eser, tam da bu Kabil ve Habil öyküsünü karakterler ve nesiller üzerinden muazzam bir şekilde yeniden yorumluyor. "Kötülük doğuştan mı gelir? Kalıtımsal bir geçiş var mıdır, yoksa sonradan mı kötü oluruz?" Bu ağır soruları okurken her satırda tepenizde hissediyorsunuz. Hakkında yazacak, söyleyecek o kadar çok şey var ki... Başlamadan önce o sayfa sayısı beni yorar diye korkmuştum ama inanılmaz güzel aktı. Kapağını her kapattığımda, bir an önce kitabın evrenine geri dönme isteği uyandırdı içimde. Bir kitaba 10/10 vermek pek âdetim değildir ama okurken defalarca kez "Keşke böyle bir şeyi ben yazmış olsaydım" dedim içimden... Kendimi bununla avuturken, sözlerimi kitabın isminin taşıdığı o derin anlamla bitirmek isterim: "Cennetin Doğusu" sadece coğrafi bir yer değil; insanın cennetten kovulduktan sonraki varoluş hâlinin ta kendisi. Kusurlu, acı çeken ama tüm bunlara rağmen seçim yapma özgürlüğüne sahip insanın metaforu. Aslında bu kitabı çok daha detaylı ve derinlemesine incelemek gerek. Ama uzun lafın kısası; buraya kadar okuduysan arkadaşım, git ve bu kitabı oku. Hadi, kapat burayı da okumaya başla ya da en azından hemen sipariş ver. :)
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,5bin okunma