Oğuzhan Özturgut, Cep'i inceledi.
8 dk. · Kitabı okudu · 28 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın ilk yarısı gerçekten soluksuz okuyacağınız şekilde muhteşemdi. Walking Dead'i andıran bir dünya ve olayların nasıl gelişeceğine duyulan merak... Tamam dedim bu kitap olmuş. Derken ikinci yarısında kitap ilk heyecanını barındırmamaya başladı. Kitabın sonunu inanın zor getirdim ve sonunda da bir yere bağlanmaması beni derinden üzdü. Frekansı kim başlattı, niye başlattı hiç bahsetmedi. Hırpani adam bunları niye öldürmedi o kadar insan neden frekoya dönüştü bunlardan hiç bahsetmeden sadece hayatta kalma üzerine bir hikaye kurgulanmış. Devam kitabı var mı bilmiyorum ama yoksa da kesinlikle gelmeli cevaplanmayan bir sürü soru var. Efsane olabilecekken iyi bir hikaye olarak kaldı maalesef. Bir de sen Alice'i niye öldürüyorsun ya zaten 4 tane karakter var. Kız için o kadar betimleme yaptıktan sonra kitabın yarısından fazlası geçmişken benimsediğimiz bir karakteri amaçsızca durduk yere öldürmesi hoşuma gitmedi. Sonradan giren karakterlere de ısınamadım. Her neyse ilk okuduğum Stephen King romanı Yeşil Yol'du. Kitap ilk yarısıyla onun kadar iyi olmayı vaadetmesine rağmen 2.yarısı ve sonu yüzden ondan aşağıda kaldı.Puanım 8 ilk yarısı hatırına.

Gökhan Aktaş, Eristik Diyalektik'i inceledi.
25 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

İkili tartışmalarda haklı çıkmak Arthur Schopenhauer'e göre bir sanat. Eserinde diyalektik tarzı tartışmaları inceleyerek, bizlere tartışmalarda üstün çıkan taraf olmak için gerekli hileleri açıklamıştır. Eserde Schopenhauer'in keskin zekasına tekrar tanıklık ettim. Keşke kitap biraz daha uzun olsaydı demekten de kendimi alamadım. Eserin başlangıcında tartışmanın doğası ve genel mantıksal çıkarımlar yapıldıktan sonra doğrulayıcı önermeler yer alıyor. Schopenhauer eserinde Aristoteles'den de faydalanmış ve bunu örneklemelerinde açıklıyor. Sonra ise bize haklı çıkmak için gerekli hileleri paylaşmış. Verilen tüyoları kendi gündelik tartışmalarımızı aklımıza getirerek, üzerinde düşünerek okuduğumuzda gayet kolay bir şekilde kavranıyor. Ben biraz daha genel düşünerek günümüz politik figürleri üzerinden baktığımı ve pek çok kısımda gülümsediğimi söyleyebilirim. Kısa sürede okuyabileceğiniz ince bir eser. Keyifli okumalar dilerim.

Hakime Hanım, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
25 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Orijinal adı 'Brief einer Unbekannten' olan öykünün tamamı bir mektuptan oluşuyor. Karakterlerimizin ismini vermemiş belki ama çektiği acıyı fazlasıyla hissettirmiş Stefan Zweig.

Kitabımız yazar R.'ye gelen bir mektupla başlıyor. Üzerinde bir hitap dışında bir şey yazmayan bir mektupla.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana."


Mektubu okumaya başlamasıyla acı veren tesadüflerle karşılaşıyoruz. Bir çocuğun, komşusu olan yazara koşulsuz bağlılığının büyüyüp vazgeçilemeyecek bir keşmekeşe dönüşünü genç bir kadının mektubunda yeniden yaşıyoruz. Bazen büyük bir serzenişle sesini yükseltiyor sonra da küçük bir kız çocuğu gibi suskunlaşıp geçmişe dönüyor. Okurken kendinizi bu kadının yerine koyuyorsunuz ister istemez. Her zaman bilinmeyen bir kadın olmanın acısını her satırda yeniden yaşıyorsunuz. Aşağıdaki satırları kaç kez okudum bilmiyorum ancak her okuyuşumda daha da derinden etkiledi beni. Buradaki çaresizlik bile kalp kırıcı...

"Sabret sevgilim; sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım."


Burada hovarda yazara duyulan hislere aşk mı demeli yoksa saplantı mı bunu bir türlü çözemedim. Her zaman yazara olan hislerinin önünü geçemeyen kadın bilinmeyen olmaya razı geliyor ve bu yine sizi düşünmeye itiyor. Bir cümle okuyunca saf bir aşk görüyor buruk bir şekilde gülümsüyorsunuz sonra kadına seçimleri yüzünden kızıyorsunuz. Belki bunu okuduğunuz diğer kitaplarla da yaşadınız ama böylesine acı bir ikilemi belkide hiç bir karakter size yaşatmadı.Bir tarafta bir annenin yaşayabileceği en büyük acı diğer tarafta bir aşığın paramparça olmuş kalbi...

Fazlasıyla içten karşılıksız sevmenin belkide en başarılı aktarımı bu kitap.Karşı cinsini olan birinin iç dünyasında hislerini mercek altına alan Stefan Zweig kendine hayran bırakıyor doğrusu. 68 sayfa olmasına rağmen her cümle arkasında büyük bir etki, yoğun bir anlam bırakıyor böylesine sade bir dille yazılmış olmasına rağmen oldukça etkili. Olayları tüm incelikleri ile anlatmak istesem bile okumak isteyenleriniz için bunu mahvetmek istemediğimden kısa kesiyorum. Son bir şey söylemem gerekirse kitabın son satırını okuduğumda böyle bir sevmek görülmemiştir belki diye düşünmekten alamadım kendimi.

Ferdi Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 33 dk.

İnsanın Yedi Çağı
Bütün dünya bir sahnedir...
Ve bütün erkekler ve kadınlar
sadece birer oyuncu...
Girerler ve çıkarlar.
Bir kişi bir çok rolü birden oynar,
Bu oyun insanın yedi çağıdır...
İlk rol bebeklik çağıdır,
Dadısının kollarında agucuk yaparken...
sonra mızıkçı bir okul çocuğu...
Çantası elinde, yüzünde sabahın parlaklığı
Ayağını sürerek okula gider...
Daha sonra aşık delikanlı gelir,
İç çekişleri ve sevgilinin kaşlarına yazılmış şiirleriyle...
Sonra asker olur, garip yeminler eder.
Leopara benzeyen sakalıyla onurlu ve kıskanç,
Savaşta atak ve korkusuz,
Topun ağzında bile şöhretin hayallerini kurar...
Sonra hakimliğe başlar,
Şişman göbeği lezzetli etlerle dolu,
Gözleri ciddi, sakalı ciddi kesimli...
Bilge atasözleri ve modern örneklerle konuşur
Ve böylece rolünü oynar...
Altıncı çağında ise palyaço giysileriyle,
Gözünde gözlüğü, yanında çantası,
Gençliğinden kalma pantalonu zayıflamış vücuduna bol gelir.
Ve kalın erkek sesi, çocukluğundaki gibi incelir.
Son çağda bu olaylı tarih sona erer.
İkinci çocukla her şey biter.
Dişsiz, gözsüz, tatsız, hiç bir şeysiz..

Nasıl Hoşunuza Giderse, William Shakespeare (Bu yazı William Shakespeare'ın 'Nasıl Hoşunuza Giderse' adlı oyununun 3. Bölüm 7. Trajedyasıdır)Nasıl Hoşunuza Giderse, William Shakespeare (Bu yazı William Shakespeare'ın 'Nasıl Hoşunuza Giderse' adlı oyununun 3. Bölüm 7. Trajedyasıdır)
Merve, bir alıntı ekledi.
 56 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Hiçlik denen şey, kesinlikle hiçbir şeyin olmaması demek olduğundan, belki de anlamak ve hayal etmek gerekmiyordur."

Karanlıktan Sonra, Haruki Murakami (Sayfa 149)Karanlıktan Sonra, Haruki Murakami (Sayfa 149)
Mehmet Ürgün, bir alıntı ekledi.
 1 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Şu saatte, tüm ülkem bu dünya. Bu güneş
ve bu gölgeler, bu sıcak ve havanın derinliklerinden gelen bu soğuk: her şey gökyüzünün tüm doluluğunu acıma duyguma doğru boşalttığı bu pencerede yazılı olduğuna göre, ölen bir şey var mı, yok mu, insanlar acı çekiyorlar mı, çekmiyorlar mı diye düşünmem gerekir mi? Şunu söyleyebilirim, az sonra da söyleyeceğim: önemli olan insanca ve basit olmak. Hayır, gerçek olmaktır önemli olan, hepsi girer bunun içine, insanlık da, basitlik de. Ve ben dünya olduğum zaman değil de ne zaman daha gerçek olurum ki? Daha ben istemeden yerine getirilmiş her şeyim. Ölümsüzlük şuracıkta, bense onu umut ediyordum. Mutlu olmak değil artık dileğim, yalnızca bilinçli olmak.

Tersi ve Yüzü, Albert Camus (Sayfa 11 - Can)Tersi ve Yüzü, Albert Camus (Sayfa 11 - Can)

Kitabı spoiler vermeden anlatmak gerçekten çok zor şu kitabı okuma kararını incelemelerden ve arkadaki kapaktan veremezsiniz muhtemelen . Arkadaşımın tavsiyesiyle başladığım ikinci Buket Uzuner kitabı oldu ilk kitaptan sonra bu kitabı onun yazdığına emin olamadığım en sayko kitaplardan biri olarak hafızama kazıdığım ne anlatıyor diye bu ya sorgulatan bazen sinirlendiren bazen güldüren enteresan hayal gücü sınırları zorlanarak yazılmış bir kitap . Karakterlere çok şaşıracaksınız Farklı bir kitap arayanlara tavsiye ediyorum .