Burak

Burak
@vecdebi
Biz Sultan Vahideddin Han'ın hatasız olduğunu savunmuyoruz. Hiçbir zaman böyle bir iddiamız olmadı. Sultan Vahideddin Han, devletin başında bulunduğu dört küsur sene boyunca onlarca hata yaptı, ama asla hainlik yapmadı. Hata ile hainlik arasında -içine kâinatın girebileceği kadar- büyük bir mesafe vardır. Her hata yapan hain ise, o zaman bugün bizi idare edenler dahil tüm yöneticiler hain. Böyle sakat bir mantık yapısı olur mu? Hata yapmak idare mekanizmasının başında oturan her insan için kaçınılmaz bir haldir.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şehzade Mehmet Vahideddin Efendi hain biri olsaydı gözden ırak ve 1916'ların İstanbul'unda -hakikaten de ismi gibi- bostan tarlalarıyla meşhur bir köy olan Çengelköy'de bir köşkte kalmaz, daima göz önünde olmak ve kendisine bir gelecek hazırlamak için mesela Şişli, Nişantaşı ya da Beşiktaş gibi o günlerin moda ve gözde semtlerinden birinde oturur ve şehir merkezinde bir yerde kalırdı. Ben, hain bir şehzade olsam ve mesela iddia edildiği gibi hainlik derecesinde bir İngiliz hayranı olsam, o günün "İngiliz Büyükelçiliği"nin bulunduğu Taksim Tepebaşı'na yakın bir yerde oturur, İngiliz Büyükelçisiyle irtibatımı dostluktan öte kardeşlik durumuna getirir ve onlar gibi yaşamaya başlardım. Mesela Damat Ferit Paşa böyle biriydi. Hayatını tam olarak bir İngiliz asili gibi devam ettirirdi. Ayakkabı bağcığını bağlama metodundan tutun da, manikürlü ellerine kadar... Saray teşrifatlarının tam olarak yaşandığı Baltalimanı'ndaki köşkünde İngiliz şarkıları çalınır, bahçesinde akşam beş çayları içilir ve suareler, yemekler, sefirli toplantılar tertipler, bu programlarda smokinler giyer, hanımı Mediha Sultan ise açık dekolteli tuvaletle misafirleri karşılardı. Ve yemeklerden sonra Damat Ferit, misafirlere piyanoda "Haydn" çalardı. Ben de bir "hain" olarak işte tam da böyle bir hayat yaşardım. Ama Şehzade Vahideddin Efendi, hiç de böyle şeyler yapmamış, bir köyde yaşamış, kanun çalmış, orada yaşayan köylülerle samimi olmuş ve işi olmadıkça İstanbul'un merkezine yani Avrupa yakasına hiç geçmemiştir.
Sayfa 26·Kitabı okudu
Tarih
Bir hain Fıkıh, Hadis, Kelam, Tefsir, Kur'an-ı Kerim, Arapça, Farsça, musiki gibi boş(!) ve fayda vermeyecek işlerle niye meşgul olsun? Bunun yerine siyasi çevresini ve şehzadeliğini de kullanarak çevre yapar, İttihat ve Terakki Partisi'yle -ki bu parti o dönemin en güçlü, gerekirse padişahı da değiştirebilecek kadar yetkiye sahip bir partidir- arasını çok iyi tutar ve tahtta bu partinin gücünü kullanarak geçmeye çalışmaz mı? Okuyucu olarak siz hain yapılı bir şehzade olsanız, musiki besteleri mi yaparsınız yoksa deli gibi bir ihtirasla tahtta kavuşmaya mı çalışırsınız?
Sayfa 20·Kitabı okudu
Tarih
Her şeyin her nimetin en azına kanaat getiren ve onunla yetinmeyi bilen bir fıkıh dehası... Ülkeyi terk etmesi söylendiğinde bile hazineye ait hiçbir şeye dokunmayacak kadar namus timsali... Bir insanın ahrette çekeceği her cefayı her bedeli bu dünyada çekmiş ve inşallah cennetlik bir Ümmet-i Muhammed ve Allah kulu... Avucunun içine konan vatan isimli ateş korunu yere bırakmamak için gözyaşlarını içine akıtıp yanan elini de görmezden gelen ve bu uğurda kendini diri diri yakan abide şahsiyet... Kendisini, sahibi olduğu memleketinin siluetinden kopartan Malaya isimli gemiden, minareler şehri İstanbul'a bakarken, vatanı zarar görmesin diye bildiği tüm hakikatleri yutan unutan ve ömrü boyunca da hatırına getirmeyen güzel insan... Vatandan kovulduğu an dahi "...Olsun vatanım, milletim kurtuldu ya, ben helak olsam da perişan ölsem de fark etmez..." diyen başı dik, yüzü ak, mert erkek... Anlaşılmayı ilerideki gerçek tarihçilere bıraktım diyecek kadar da alnı açık kahraman... Yakınları tarafından, üzerine haciz konmuş tabutu, vefatından 47 gün sonra Şam'a götürülen ibretlik mazlum...
Sayfa 11·Kitabı okudu
Tarih